|
Konu Başlığı: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:31:19 pm 14. 08. 2006 Pazartesi
Nilüfer Pazvantoğlu Hürriyet Gazetesi "22 YAŞINDAKİ MODEL LUISEL RAMOS, BİLİNÇSİZCE UYGULANAN DİYET KURBANI" NE KADAR ZAYIF OLMALI Hollywood'un son yıllarda dikte ettiği ultra zayıflık, kadınların sınırlarını zorluyor. Geçtiğimiz hafta 22 yaşındaki Uruguaylı model Luisel Ramos'un çıktığı defilede açlıktan kalp krizi geçirerek ölmesi, akıllara yeniden bilinçsizce uygulanan diyetleri getirdi. "Doğal olmayan zayıflık" Bilinçsiz diyetlerin yaygınlaşmasında ünlü isimlerin de payının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Spor, müzik ya da film endüstrisinin başarılı karakterleri her yaptıklarıyla kitleleri kolaylıkla etkiliyorlar çünkü. Beğenilmek için başarılarının yanında dış görünüşleriyle de mükemmelliği ararken, onlara benzemek isteyen milyonlarca insanı da peşlerinden sürüklüyorlar. Araştırmalar, bu endüstrinin içinde yer alanların, anoreksiya ya da blumia hastalıklarına yakalanmalarının normal bir insandan 10 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. "Lolipop kadınlar her yerde" Dünyada "Lolipop-Look" olarak adlandırılan bu zayıflık ölçüsüne uyan isimler arasında şimdilerde, Paris Hilton'un yakın arkadaşı olarak tanıdığımız Nicole Richie; uzun süre klinik tedavisi gören bir zamanların sevimli ikizlerinden Mary-Kate Olsen dışında "Karayip Korsanları 2, Ölü Adamın Sandığı" filminde Johnny Depp'le birlikte oynayan Keira Knightley'i de saymak mümkün. İlk kez Amerikan markası Gap Inc. ve Banana Republic'in yeni bir beden ölçüsü olarak ortaya attıkları "0 Beden", kadınları adeta zayıf olmaları konusunda zorluyor. Ülkemizde de son dönemde şarkıcı Gülşen, "0 Beden" tartışmalarıyla gündeme gelmişti. "Karen Carpenter vakası" Hollywood'un "Lolipop" kadınlar yaratma tutkusu aslında eski bir gelenek. Elizabeth Taylor ve Judy Garland, beyazperdede canlandırdıkları zarif ve kırılgan karakterler için su diyetleri uygulamaya ve diyet hapları içmeye zorlanmışlardı! Zayıflık tutkusunun geniş kitlelerce duyulması, ilk kez 1983'te şarkıcı Karen Carpenter'ın ölümüyle oldu. Yıllarca bilinçsiz diyetler uygulayan 32 yaşındaki şarkıcı, ideal güzellik ölçülerine ulaşmak uğruna hayatını kaybetmişti. Carpenter'ın Las Vegas'ta düzenlenen "Top of the World" sırasında 35 kiloya kadar düştüğü dönemin gazetelerinde yer almıştı. "Açlıktan bilincini kaybetmişti" Hollywood, anoreksiya trajedilerine her zaman sahne oldu. Bundan birkaç yıl önce süpermodel ve oyuncu Carre Otis'in açlıktan bilincini kaybettiği ve kalp ameliyatı geçirdiği hala akıllarda. Mickey Rourke'un eski karısı olarak tanıdığımız bir dönemin ünlü top modeli pırıltılı dünyanın içinde kalabilmek uğruna 17 yıl boyunca zayıf kalmak için her yolu denediğini bir röportajında itiraf etmişti. "Diyet yapmak ciddi bir iş" Doğru diyetin inceliklerini Beslenme ve Diyet Uzmanı Zerrin Aydın'a sorduk: Soru: Bilinçsizce uygulanan diyetler hakkında görüşleriniz neler? Cevap: Diyet yapmak ciddi bir iş. Diyetisyen ve doktor gözetiminde yapılmalı. Öncelikle kan tahlilleriyle kişinin sağlık durumu değerlendirilmeli. Vücut analizi ile hangi kiloya kadar inebileceğini hesaplamak için yağ, su, kas oranı nedir tespit edilmeli. Günlük yaşantısı öğrenilmeli. Beslenme alışkanlıkları incelenmeli. Ancak tüm bunların ardından hasta ile birlikte bir haftalık beslenme planı yapılabilir. Diyetin mutlaka takibi olmalı. Soru: Herkes diyet yapabilir mi? Cevap: Öncelikle sağlık durumu göz önüne alınmalı. Eğer kişinin vücudunda yağ normal değerlerde ise diyet yapmasına izin verilmiyor. Soru: Kişiler bir başkasına verilmiş, gazetelerde dergilerde yayınlanmış bir diyeti uygulayabilirler mi? Cevap: Herkesin bazal metabolizması birbirinden farklıdır. Örneğin kadınların, erkeklerden daha düşüktür. Herkesin sağlık durumu farklıdır. Kiminde kan yağları yüksektir, kiminde şeker dengesizliği vardır, kimi mide problemleri yaşamaktadır. Yaş önemlidir. Herkesin kendine özgü bir beslenme planı olmalıdır. Konu Başlığı: "Zayıflama Merakı Ünlü Oyuncuyu Böyle Tanınmaz Hale Soktu" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:34:37 pm 16. 08. 2006 Çarşamba
"Zayıflama Merakı Ünlü Oyuncuyu Böyle Tanınmaz Hale Soktu" (http://img329.imageshack.us/img329/9364/imagesearch3li.jpg) Ünlüler dünyasının pek çok ismi, yaptıkları diyetler nedeniyle ideal kilosunun çok altına düşerek sağlığını tehlikeye sokuyor. Zayıflık hastalığına yakalanan Nicole Richie açlıktan bayılarak hastaneye kaldırıldı. Ünlü oyuncu zayıflıktan bu hale gelmişti : http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=233317 Konu Başlığı: "Bir Deri Bir Kemik Yıldızlar" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:38:06 pm 21 Şubat 2005
"Bir Deri Bir Kemik Yıldızlar" Ünlüler dünyasının pek çok ismi, yaptıkları diyetler nedeniyle ideal kilosunun çok altına düşerek sağlığını tehlikeye sokuyor. Anoreksia nevroza (yiyememe hastalığı) nedeniyle hastaneye yattığında 40 kilo olan Mary-Kate Olsen tedaviyle 45 kiloya çıktı. "Sex and the City" dizisinin yıldızı Sarah Jessica Parker sadece 47 kilo. "The Simple Life" programının sunucusu Nicole Richie, gördüğü tedaviyle ancak 46 kiloya ulaşabildi. Yılların oyuncusu Jane Fonda da 35 yıldır blumia (yediklerini çıkarma hastalığı) ile boğuştuğunu itiraf etti. http://www.ntvmsnbc.com/news/310427.asp Konu Başlığı: "Arjantin Hükümeti Modaya Savaş Açtı" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:42:38 pm NTV - 20 Ocak 2006 Cuma
"Arjantin Hükümeti Modaya Savaş Açtı" Mağazalar ya büyük bedenleri de raflarında bulunduracak ya da binlerce dolar ceza ödemeyi göze alacak. Amaç, gençlerin küçük bedenlerdeki kıyafetleri giyebilmek için sağlıksız diyetler yapmasını engellemek... Arjantin'de büyük tartışma yaratan bir yasa tasarısı kabul edildi ve bundan böyle mağazaların sadece dar ve küçük beden kıyafetler satması yasaklandı. Yasanın gerekçesi ise özellikle genç kızların dar ve küçük bedendeki kıyafetleri giyebilmek için sağlıksız rejimler yapmasını ve anoreksia ya da blumia gibi hastalıklara yakalanmasını engellemek. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından artık mağazalarda her türlü kıyafetin büyük bedenlerinin de satılması zorunluluğu geliyor. Bu durum beğendikleri kıyafetlerin kendilerine uygun bedenlerini bulamayan pek çok kişiyi memnun edecek gibi görünüyor. Yasaya göre büyük beden kıyafetler de bulundurmayan mağazalar 170 bin doları bulan cezalar ödemek zorunda kalacak. http://www.ntvmsnbc.com/news/357977.asp Konu Başlığı: "Erkeklerin de Yeme İçme Düzeni Bozuldu" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:46:39 pm CNN - WASHINGTON -
"Erkeklerin de Yeme İçme Düzeni Bozuldu" Kadınlara özgü olarak bilinen anoreksi ve blumia gibi yeme bozuklukları giderek daha çok erkeği etkiliyor. Zayıflığın ve kaslı bir vücudun olmazsa olmaz gibi gösterildiği günümüzde, erkekler de en az kadınlar kadar `ideal ölçülerin` peşinden koşar oldu. Uzmanlar, blumia, anoreksi gibi yeme bozukluğuyla boğuşan kadın sayısının hala erkeklerden çok olduğunu, ancak bu hastalıklara sahip erkeklerin sayısının da sanılandan çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Her 100 kadından dört-beşinde yeme bozukluğu görülürken, bu rakam her 100 erkek için iki. Konuyla ilgili bir kitap olan "Making Weight"in yazarı Leigh John'a göre, birçok erkek yeme bozukluğuna sahip olduğunun farkında bile değil. Özellikle profesyonel sporcular buna daha yatkın. Erkeklerin yeme bozukluğunun nedeni ise kadınlarla aynı: Özgüven eksikliği, travmatik olaylar, genetik yatkınlık ve kültürel etkiler. Ancak erkekler için bu hastalıkları kabullenmek de zor. Yeme bozukluğunu, erkekliklerine sürülecek bir leke gibi görüyorlar. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=411230 Konu Başlığı: "Blumia Hastalığını Nasıl Yendim" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:49:42 pm "Blumia Hastalığını Nasıl Yendim"
Dünya içecek sektörünün önemli kuruluşlarından Carlsberg'in düzenlediği "9. Akdeniz Uluslararası Yiyecek İçecek Fuarı Fabex 2002", Antalya`da yapıldı. Fuar kapsamında tanıtımlara katılan genç manken Selin Toktay, eski sevgilisi Ralph Tezman'la birlikte olduğu dönemde yakalandığı blumia (kusma) hastalığını yendiğini söyledi. Selin Toktay, Antalya'daki fuara Ayşe Hatun Önal'la birlikte tanıtımlara katıldı. Ayşe Natun Önal'a övgüler yağdırarak "Dekolte programını, Ebru Şallı ile Demet Şener'den daha iyi sunuyorsunuz" diyen Selin Toktay, hastalığı konusunda da şunları söyledi: MANKEN HASTALIĞI "Benim için kabus dolu günlerdi. Blumia hastalığı, yani kendi kendini kusturma olayı bütün metabolizmayı mahvediyor. Kusmaların ardından unutkanlık, mide delinmesi, kanaması, hafıza kaybı, gırtlağın, soluk borusunun ters dönmesi, beyin kanaması derken hastalık ölüme kadar gidiyor. Bu hastalık balerin ve mankenlerde daha çok görülüyor. Ben 14 yaşından beri bu işi yapıyorum. Zor ve çekilmez günler yaşadım. Zayıftım ama kendimi kilolu görüyordum. Yaşadıklarımdan dolayı depresyondaydım. Hastalanınca enerjim yok oldu, zor hareket etmeye başladım. Beynimin iradesiyle ve tedaviyle bunu atlattım. Allah'tan 22 yaşındayım, yoksa ölebilirdim bile." KİLOM 54'E ÇIKTI Selin Toktay, ekim ayından bu yana 46 kilodan 54 kiloya kadar çıktığını, ancak iki kilo vermesi gerektiğini belirtti. Toktay, "Bunu yaşayan birçok genç kız var. Ben onlara yaşadıklarımı aktarmak istiyorum. Bunu bir gazetenin sağlık ekiyle yapacaktık. Ama istediğim gibi olmadı, vazgeçtim. Bir dergi yoluyla da bu hastalığı, nasıl başladığını, neler olduğunu mutlaka anlatacağım." dedi. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=754844 Konu Başlığı: "Bir Teri Bir Kemik" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:54:31 pm 09.08.2005
"Bir Teri Bir Kemik" Hollywood`un en güzel aktrislerinden ve ünlü "Desperate Housewives" dizisinin yıldızı Teri Hatcher, inatla bırakmadığı egzersiz ve diyetler yüzünden zayıflama hastalığına yakalandı... DÜNYADA büyük beğeniyle izlenen Amerikan yapımı "Desperate Housewives (Ümitsiz Ev Kadınları)" dizisinin yıldızı Teri Hatcher, Hollywood`un en güzel aktristiydi. 40 yaşına rağmen çekiciliğini ve güzelliğini korumayı başaran Hatcher`ı, son zamanlarda görenler tanıyamıyor... Çünkü ünlü yıldız, bir süredir uyguladığı egzersiz ve ağır diyetler yüzünden adeta bir deri, bir kemiğe döndü. UYARILARA ALDIRMIYOR Yakın çevresi, Hatcher'ın blumia yani zayıflama hastalığına yakalanmasından korkuyor. Dostlarının ve ailesinin uyarılarına kulak asmayan seksi yıldız, soğuk algınlığına yakalandığı zamanlarda bile diyetini inatla bırakmıyor ve sadece meyve yiyor. "Desperate Housewives" dizisindeki rol arkadaşlarıyla da sık sık tartışma yaşayan Hatcher'ın aşırı zayıflamasına stresin de etkili olduğu söyleniyor. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=935636 Konu Başlığı: "Diyet Yapanlar Yapmayanlara Oranla Daha Mutsuz" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 06:58:51 pm 13.12.2005
"Diyet Yapanlar Yapmayanlara Oranla Daha Mutsuz" İngiliz bilim adamları, diyet yapan kişilerin yapmayanlara oranla daha mutsuz olduğunu keşfetti. Bristol Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, sık diyet yapan ve zayıf kalmaya çalışanların şişmanlara oranla daha depresif olduğu ortaya çıktı. İngiliz uzmanlar, 16 yıl süren araştırmalarda diyen yapan, çok zayıf ve çok şişman olan 1 milyonu aşkın kişinin ruh hallerini inceledi. Araştırma sonucunda, zayıf kişilerin şişmanlara oranla daha stresli olduğu, hatta depresyona girip intihar eden kişilerin depresyondan kurtulanlara oranla daha zayıf olduğu anlaşıldı. Sonuçların hayli şaşırtıcı olduğunu belirten Bristol Üniversitesi`nden Prof.David Gunnell, "Araştırma, şişman insanların daha mutlu olduğunu ve intihara sürüklenmediğini gösteriyor." dedi. "Diyet, Şişmanlık Duygusunu Takıntıya Dönüştürebilir" Araştırma sonuçları, zayıf insanların işlerinde daha başarılı, hayatlarında daha mutlu ve kendilerine güvenli oldukları tezini de çürütmüş oldu. İngiltere'de "sağlıklı diyet" kampanyaları yürüten Huds International adlı organizasyonun sözcüsü Joanne Roper, diyet yapmanın kişide vücudunu sevmeme taıkntısı oluşturarak mutsuzluğa sürüklediğini söyledi. Roper, "Diyet yapmak insanların vücutlarını sevmemelerini ve şişmanlık duygusunun bir takıntıya dönüşmesini tetikliyor. Bu tür insanlar vücutlarını sevmedikleri için daha mutsuz oluyor." dedi. Kendinizi Sevin Uzmanlar, kişinin kendisini ve vücudunu sevmesinin, mutluluğun en önemli reçetesi olduğunun da altını çizdi. Joanne Roper, "Sahip olduğunuz ölçülerle mutlu olmayı öğrenmelisiniz. Eğer, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmezseniz mutlu olma şansınız çok düşük" diye konuştu. Kilo vermenin en sağlıklı yolunun aşırı yorgunluğa yol açmayacak dans, paten, bisiklet ve yürüyüş gibi egzersizler olduğu da belirtildi. Uzmanlar ünlü pop grubu "Spice Girls" ün yıldızı Geri Halliwell'in bu duruma en iyi örnek olduğu görüşünde birleşti. Yaptığı katı diyetler sonrası "blumia" (pişmanlıktan, yediklerini çıkarma) hastası olan ve depresyona giren Halliwell, "Artık vücudumu olduğu gibi kabul etmeyi ve düzenli egzersiz yapmayı öğrendim" dedi. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=1216630 Konu Başlığı: "Hollywood Diyeti Bıraktı" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 07:01:36 pm "Hollywood Diyeti Bıraktı"
Sinema ve müziğin "ölüm diyetleriyle" zayıflayan yıldızları; "yiyememe" ve "yediğini çıkarma" rahatsızlıklarına karşı, rejimi bırakarak ideal kiloya geldi. Bilinçsiz diyetle zayıflayanları bekleyen "anoreksia nevroza" (yiyememe hastalığı) ve "blumia" (yediklerini çıkarma rahatsızlığı), ünlü yıldızlara tövbe ettirdi! Bir dönem zayıflıklarıyla konuşulan ünlüler, "ölüm diyetlerine" son vererek sağlıklarına kavuştu. Internetteki "msn" sitesi, ölüm diyetine son vererek sağlıklı görüntüye kavuşan ünlüleri tanıttı. Nicole Kidman, Jennifer Aniston gibi yıldızların hala zorlu rejimlerle sağlıklarıyla kumar oynadığının belirtildiği sitede; diyeti boş veren ünlülerin eski ve yeni hallerine yer verildi. Kumpir yiyor! Ally McBeal dizisindeki mutluluğu arayan bekar avukat rolüyle tanınan Calista Flockhart, her ne kadar çoğu insana oranla hala zayıf olsa da; 1998`deki ünlü manken Twiggy'yi mumla aratan görüntüsünden uzaklaştı. Zayıflığı yüzünden anoreksiya hastası olduğu yorumları yapılan Flockhart'ın önceki görüntüsü, zayıflamak isteyenler için bir ibret belgesi. Şimdi sağlıklı kiloya sahip olan yıldız, kumpir ve sosis yerken görüntülendi. Hamilelik yaradı! Dokunulsa kırılacak biblo görümündeki Oscarlı güzel Gwyneth Paltrow da hamile kalınca yüzüne renk geldi. Paltrow; kızı Apple`ı doğurduktan sonra basında yer alan görüntüsüyle göz doldurdu! Sağlıklı haliyle objektiflere gülümseyen Paltrow, "Ben 3 yıldır beyaz ekmek yemiyordum. Ama hamileyken her besinden almaya mecbur kaldım. Patates kızartması bile yedim. Doğrusunu söylemek gerekirse büyük görünmek hoşuma gitti." dedi. Aldığı kilo başına 2 milyon dolar kazanınca Bridget Jones serisinin ünlü oyuncusu Oscarlı Renee Zellweger'in kilo alma hızı da Oscarlık! Geçen yılın aynı döneminde kemikleri neredeyse dışarıda olan Zellweger, yapımcıların Bridget Jones'e benzemesi yönündeki isteği üzerine 11 kilo aldı. Aldığı kilo başına 2 milyon dolar önerilen Zellweger, bu sayede sağlıklı bir görünüme kavuştu. Hayranları şimdi güzel yıldızın yine diyete girerek eski kilosuna inmemesini umut ediyor. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=629035 Konu Başlığı: "Sıfıra Sıfır, Elde Var Sıfır" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 07:06:32 pm "Sıfıra Sıfır Elde Var Sıfır"
Yemek yemekten mutluluk duymak, kadınlar arasında neredeyse ayıp sayılıyor. Şimdilerde güzellik anlayışı sıfır beden etrafında dönüyor. Tombulların makbul sayıldığı dönemler çoktan geride kaldı.... Amerikalı efsanevi sinema yıldızı Elizabeth Taylor'a büyük hayranlık duymam boşuna değil. Siz onun 70'ini çoktan geride bırakmasına, vücudu iyice şekilsizleşmiş büyükanne haline aldanmayın. İş ve sinema dünyasının önde gelen isimleriyle sekiz kez dünya evine girerek bu alanda rekor sayılacak bir sayıya ulaşmış, menekşe renkli gözleriyle milyonlarca hayranının yüreklerini hoplatmış bir beyazperde diva`sıdır o. Epey zamandır adından pek söz edilmezken, geçtiğimiz haftalarda bir ajans haberi bir kez daha ona olan sevgi ve hayranlığımı tazeledi. Haberde, Taylor, günümüz Hollywood yıldızları gibi "sıfır beden" bir yapıya hiçbir zaman sahip olmadığını söylüyor, buna üzülmediğini, zira kendisinin "hazcı" ve yemek yemeyi seven biri olduğunu açıkça dile getiriyordu. Yemek yemekten mutluluk duymak, günümüzde özellikle hanımlar arasında neredeyse"ayıp" sayılıyor. Kebapçılar bile, mönülerine hiç uymayan salata çeşitleriyle vicdanlarını rahatlatmak isteyen kalori düşmanlarını lokantalarına çekmeye çalışıyorlar. Bezelye Atıştırıyor Liz Taylor'un sözünü ettiği "sıfır beden", yemek düşmanlarının en fanatikleri tarafından geliştirilmiş bir vücut standardı. Şu günlerde dünyadaki en ünlü temsilcisi ise İngiliz futbol takımının eski kaptanı David Beckham'ın eşi, eski Spice Girls müzik grubunun üyesi, 31 yaşındaki Victoria Beckham. İngiliz medyası lolipop şekeri gibi sıska bir beden üzerinde bol saçlı kocaman bir kafadan ibaret bu gibi "sıfır beden" kadınlara "lollipop ladies" lakabını takmış. Dünya Kupası maçlarında kameraların sık sık, şeref tribününde otururken gösterdiği Victoria'ya en küçük bayan bedeni olan 24'ün büyük gelmesi üzerine, sırf onun için 23 beden diye yeni bir standart geliştirildiğini, bu bol kemikli üç çocuk annesinin Gap mağazasının çocuk reyonundan giyindiğini medyadan öğrendim. Yine Dünya Kupası'nın gala yemeklerinde kameramanlar tarafından görüntülenen Victoria'nın hiçbir şey yemediği dikkati çekerken, magazin medyasında, beslenme biçiminin çiğ balık, greyfurt ve salatadan ibaret olduğunu, ayrıca gün boyu zaman zaman bezelye taneleri atıştırdığını acıma duygularıyla okudum. Sevgili yemek sever okurlarım; Elizabeth Taylor'ın gençliğindeki, onun gibi normal vücutlu, kadınsılıklarını gizlemeye çalışmayan starlar şimdi yerlerini Victoria Beckham ve onun yandaşı, "sıfır beden" olmakla övünen podyumların yürüyen elbise askıları mankenlere ve onların bizdeki taklitçilerine bıraktı. Aslında bu sıska kadın akımının suçlusu, 1959 yılında ilk kez piyasaya çıkan ve kuşaklar boyu kız çocuklarının en sevdikleri oyuncak olan Barbie bebek. Neredeyse boynuna kadar uzanan bacakları olan, incecik beli eşek arısınınkini andıran bu bebek, milyonlarca kız çocuğuna "ideal vücut ölçüleri" virüsünü bulaştırdı. Dolayısıyla giderek daha fazla zayıflama, yemekten kaçma çağı da başlamış oldu. 1965'te Barbie bebeğin canlı versiyonu olan Twiggy, bu akımı daha da hızlandırdı. Post modernizm kuramcısı Jean Baudrillard'ın, "Sıskalık meraklısı kadın, çağımızın karikatürü haline geldi." saptaması tam karşı cephede yer alan benim gibi yemek meraklılarının duygularına gayet iyi tercüman oluyor. Bu arada zayıflık çağı ne erkeksi ne kadınsı, iki cins arası görünümde yeni androjen idoller yarattı. Boy George'dan Grace Jones'a, Sinead O'Connor'dan Annie Lenox'a dek pek çok örnek arasında en ünlüsü ve en çok iz bırakanı Michael Jackson oldu. Rubens'in Tombulları Bugün anoreksi çağındayız. Genç kızlar her taraflarından kemikleri fırladığı halde kendilerini şişman bulup daha da az yemek yemeye gayret ediyor, bunu beceremezlerse, yediklerini çıkartarak son derece tehlikeli blumia hastalığına doğru adım adım ilerliyorlar. Bir beslenme uzmanı dostum, kendisine başvuran anoreksi ve blumia hastası genç kız ve delikanlıların sayısının zayıflamak için gelenlerden daha fazla olduğunu, ailelerin bu durumu mümkün olduğu kadar gizli tuttuklarını, bu yüzden toplumun gelişmelerden haberi olmadığını söyledi. İşte bu hazin ortamda, son Hollanda gezimde, müzelerde Rubens'in tabloları önünde doya doya, geçen yüzyılların güzellik simgesi tombul kadın ve erkekleri seyrettim. Den Haag'da, dünyanın belki de şu sıralar en ünlü heykeltıraşı Kolombiyalı sanatçı Botero'nun dev tombul kadın heykellerinden oluşan açık hava sergisini gezdim. Sözüm ona sağlıklı görünmek için kendilerini acınacak duruma getiren ama bu durumlarını fark edemeyen "sıfır beden" özentili insanlar için üzüntü duydum ve yemekten zevk almanın nasıl büyük bir mutluluk olduğunu bir kez daha hissettim. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=1620318 Konu Başlığı: "Yemekten Korkmayalım Sağlığı Bozmayalım" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 07:10:58 pm 28. 11. 2004
Ayşe Özyılmazel Sabah Gazetesi "Yemekten Korkmayalım Sağlığı Bozmayalım" Bu ne ıstırap bu ne baskı Yarabbim. Ortalığı Safinazlar bastı. Hani şu Temel Reis'in kürdan bacak, çöpten kadın sevgilisinden yani... Kız toplantılarının bile tadı kaçtı. Nerede abur cuburları yığıp, kahve falları baktığımız, en çikolatalı çileklisinden milföy pastaları tıkındığımız günler? Ahh ah... Şimdi yok tavuk ızgara, yok Akdeniz Salata, kepekli kek falan. Ağız tadıyla yemek yiyemiyoruz, yesek de kurşuna diziliyoruz. Misal; tam şöyle ketçapa bana bana patates kızartmasını gömecekken "Ohh bakıyorum pek iştahlıyız", "Artık akşama bir şey yemezsin" ya da "Kızım göbek yaptın bilmiyorum yanii" çekiverirler. Eskiden pek takar, bozulurdum... Ama gençliğimin en nadide günleri annemle mücadeleyle geçince, bugün vız gelip tırıs gidiyor bana elalemin lafları. Annem güzelliğine, süsüne pek düşkündür. Allah'ı var fiziksel manada bana taş çıkartır. Ama yorucudur, zordur her lokmanın sayılması, peşinden "Kızım yüzüne renk gelsin" çığlıklarıyla allıkla kovalaması... Hırpalar yani. Ya benim gibi koyverdim gitsin muhabbeti yaparsın ya da akıntıya kapılır kafayı sıyırırsın. Çünkü test ettim onayladım; bu işlerde, elini veren kolunu kaptırır. Göz altı kremiyle açılışı yapar, iki sene sonra diz kapağına ayrı, ensene ayrı krem sürmeye başlarsın. Daha da beteri; estetiktir. Ne kadar erken bulaştın o kadar ayvayı yedin demektir. Yahu geçen gün ilkokuldan bir kız arkadaşıma rastladım. Kızın yanında Azra Akın halt etsindi. Öyle bebek, öyle tatlıydı. Ana! Bizim kız gitmiş yerine yaratık gelmiş. Dudaklar ördek, yanaklar Bülent Ersoy, saçlar Petek Dinçöz olmuş... Ve kız, yirmi dört yaşında. Zaten botoks yaşı on altıya da düşmüş. Ne diyeyim? Hayırlı işler, bol şişmeler... Neyse yememek konusuna dönersek; araştırdım, soruşturdum, şahit oldum ki baston yutmuş misali genç kızların birçoğu hasta, hem de ciddi hasta. Geçenlerde arkadaşlar yemekteyiz, masadaki hoş bir kardeşimiz önüne geleni ısmarladı. Soğan halkaları, peşine etli mantarlı dürüm, peşine çikolata soslu kek. Yuhtu... Bu kadar da yenmezdi... Agop'un Kazı'yla bir bağlantısı mı vardı? Derken kız tuvalete gitti. On beş dakika sonra gözler kızarık, hafif mahçup döndü masaya. Anladım, bizimki kıtlıktan çıkmış gibi yiyip, kustu işte. Kimse farkında değil ama ben üniversitedeki kankamdan tecrübeliyim. O da lokumdu ve takmıştı kafaya oram çıktı, buram çıktı meselesine. Onun bir yeri çıktıysa biz 'Akrep Nalan'dık ya! Yer yer kusar, sonra pişmanlıktan ağlar, bir daha kusmayacağını söylerdi. Ama ne zaman morali bozulsa tekrar tekrar kusar, tutamazdı kendini... Beslenme uzmanı Selahattin Dönmez'e sordum; hadise tamamen psikolojikmiş: Kişi kendinden memnun olmayınca, kendine güvenmeyince, haa ve de "Ya zayıfsın ya da hiç" sloganları beynimize kazındıkça olacağı buymuş. Çok tehlikeliymiş çoook. Kaç zamandır diyet konusunu araştırırken blumia (yiyip kusma) ve anoreksia (yemek yememe) olayına da dönüp dönüp denk geldim. Bilinçsiz diyetlerin varacağı noktalardan ikisi bunlar. Blumia'da yemek yeme arzusunun önüne geçemeyip pişmanlıktan yediklerini kusuyorsun, Anoreksia'da zaten yemek yemiyorsun, bir bezelye tanesi bile doymana hatta gidip kusmana yetiyor... Sonrası doku ve kas kaybı, unutkanlık, potasyum eksikliği, depresyon, karşı cinse ilgi kaybı falan... Dahası ölüm... Neymiş daha zayıf görünecekmişiz, neymiş imaj her şeymiş. Çok fena diyorum kızlar! Sizleri korkmadan, her lokmanın kalorisini saymadan, sağlıklı yemek yemeğe davet ediyorum. Haaa unutmadan aileler, büyükler konuya aman dikkat! Demedi demeyin yani... Konu Başlığı: "Genç Kız Hastalığı Blumia" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 19, 2006, 08:53:17 pm 23. 11. 2001
Mutlu Tönbekici Sabah Gazetesi "Genç Kız Hastalığı Blumia" Her yüz genç kızdan ikisi blumik! Önce aşırı yemek yeme, sonra suçluluk duygusu duyma, en sonunda da yediklerinden kurtulma isteği şeklinde cereyan eden zincir, tedavi edilmediği takdirde vücutta ağır hasara neden oluyor İnternette herhangi bir arama motoruna girin. "Blumia" ya da "anorexia" yazın. Karşınıza inanılmaz siteler çıkıyor. Bu sitelerin büyük çoğunluğu blumik ve anoreksik genç kızların birbirlerine attığı mesajlardan oluşuyor. Kimisi yardım istiyor, kimisi -kurtulanlar- yardım etmek istiyor... "Bunlar Amerikan hastalığı" diyenlere ise hemen hatırlatalım: Birçok Türk kız ismine de rastlanıyor bu sitelerde. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Ergen ve Çocuk Psikiyatrı Dr. Türkay Demir, blumia hastalığının çoğunlukla ergenlik döneminde, kızlarda erkeklere oranla 10 kat fazla görüldüğünü söylüyor: "Hasta çok zayıf olmasına rağmen kendini kabul edilmeyecek şekilde şişman görüyor. Anoreksiya nervoza'da hasta yemeği tamamen keserken, blumia'da hastada tıkınma ve yeme atakları görülüyor. Çok kalorili yiyecekleri aşırı miktarda yedikten sonra suçluluk duygusuna kapılıyor ve yediklerinden bir şekilde kurtulmaya çalışıyor. Ya kendini kusturuyor, ya aşırı egzersiz yapıyor ya da laksatif (müshil) ilaçlar alıyor." Ölümcül Hastalık Blumia da, anoreksiya nervoza da yeme bozukluğu kategorisine giriyor. Nedeni tamamen psikolojik. Hastaların ortak takıntısı "zayıflamak". Ancak ne kadar kilo verirlerse versinler, kendilerini katiyen yeterince zayıf görmüyorlar. Şişmanlar ve çok çirkinler! Zayıflayınca ne olacak sorusunun cevabını da düşünmüyorlar. Bir nedensellik ilişkisi (zayıflarsam daha başarılı/çekici/zeki olurum gibi), hemen hemen hiç yok. Anoreksiya nervoza ölümcül bir hastalık. Doktora başvuru çok nadir oluyor. Hastalık eğer tehlikeli boyuttaysa hasta, hastaneye yatırılıyor, serum yoluyla besleniyor. Anoreksiya nervozada çok fazla vakti olmuyor hekimin, o nedenle belirtilere yönelik davranışsal psikoterapi yapılıyor. Blumia hastalığı için daha çok başvuru oluyor. Dr. Demir "Her 100 kadından 2'sinde görülüyor blumia. Anoreksiya nervoza ise binde bir. Her ikisinde de hekime başvurma çok az. Onda biri ancak başvuruyor" diyor. Fazla Kilolu Olanları da Var Blumikler zayıf olacak diye bir şey yok. Yemek atakları nedeniyle olması gerekenden kilolu hastalar da var, çok zayıflar da. Bu tamamen yediği yiyecekleri ne oranda çıkardığıyla ilgili. Blumianın hasta üzerindeki en olumsuz etkisi vücuttaki elektrolit dengesinin bozulması. Buna bağlı olarak dişlerin çürümesi, diş eti sorunları, cilt bozulması ve faranjit en sık görülen rahatsızlıklar. "Blumikler ilaç tedavisine anoreksiklere nazaran daha iyi cevap veriyor. Blumiklerin üçte ikisinde depresyon da görülüyor. Antidepresan ilaçların çok faydası var. Hasta depresyonda olmasa da var. Blumiklerde öncelikle yeme ataklarını durdurmak gerekiyor. Çünkü hasta aşırı yedikten sonra büyük bir suçluluk duygusu yaşıyor ve aldıklarını geri atmak istiyor. Hasta suçluluk duygusu duyacağını bile bile yer. Adeta o suçluluk duygusunu arar. Kendine ceza verme, eziyet etme ruh haline girer. O nedenle önce yer, sonra da bir şekilde onu çıkartır" diyor Dr. Demir. Kadınlık Bitiyor Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Ümit Özekici ise anoreksiyanın altı ay devam etmesi durumunda adet kesilmesine sıklıkla rastlandığını belirtiyor: "Vücut aşırı zayıflama sonucunda doğurganlığı durduruyor. Yumurta üretimi duruyor ve hasta adetten kesiliyor. Adetten kesilince de hormonal değişiklikten dolayı oluşan bitkinlik ve gerginlik vücutta kalıyor. Vücut asla rahatlamıyor. Tedavi başladıktan altı ay sonra adet düzeliyor." Hamilelikte hastalık geliştiği vakit bebeğin zihinsel ve fiziksel gelişimi duruyor. Nihayetinde bebek anne karnında ölüyor. Emziren annelerin ise sütü önce kalitesizleşiyor, akabinde kesiliyor. http://arsiv.sabah.com.tr/2001/11/23/o06.html (Bu haber 2001'de yazılmış, o zaman sıklığı %2 olan blumia nervosa, 2006 itibariyle %5leri aşmıştır..) Konu Başlığı: "20 Kiloya Düştü" Gönderen: crea üzerinde Ağustos 20, 2006, 03:17:00 pm Bugünün Hürriyet gazetesinde bu haberi fotoğraflı bulabilirsiniz. Sabah fotoğrafı gördüğümden beri kendime gelemedim... Lütfen kendinize dikkat edin..
20. 08. 2006 Oğuz DEMİR/ANKARA Hürriyet Gazetesi "20 Kiloya Düştü" (http://img251.imageshack.us/img251/9628/20305522su.jpg) Mankenlere özenerek yaptığı yanlış diyetle anoreksiya nervosa hastalığına yakalanan ve 56 kilodan 20 kiloya düşen Hatice Danabaş'ın imdadına, aynı hastalığın pençesinden kurtulmayı başaran arkadaşı yetişti. Sağlıksız diyet sonucu anoreksiya nervosaya yakalanıp, hastalığı bir arkadaşının yardımı sayesinde yenen 23 yaşındaki Emel Sezer, şimdi aynı hastalığa yakalanan ve 56 kilodan 20 kiloya düşen arkadaşına yardım ediyor. Birkaç yıl önce kilolu olduğunu düşünerek diyete başlayan ancak daha sonra yediklerini midesinde tutamaz hale gelen üniversite öğrencisi Sezer, hastalığını nasıl yendiğini Hürriyet'e anlattı: Kemiklerim Batıyordu "İlk zamanlar çevremdekiler, zayıflayınca daha güzel olduğumu söylemeye başladılar. Bu benim hoşuma gitti. Artık mantık şuydu: "Zayıflayınca güzel olunuyor." O zaman daha çok kilo vermeliydim. Bütün günüm artık yediklerimin kalorilerini hesaplamakla geçiyordu. 38 kiloya düşmüştüm. Buna rağmen kendimi hálá kilolu görüyordum, bana göre kocaman bir göbeğim vardı ve bir türlü kaybolmuyordu. Midem sürekli ağrıyordu, oturamıyordum. Kemiklerim bana batıyordu. O halimle her gün bir saat de yürüyüşe çıkıyordum. Hızlı tempoda yürüyerek, bana göre fazla olan kilolarımı eritmeye çalışıyordum." Hatice'ye İnanamadım "Bir gün bir diyetisyen arkadaşımın aracılığıyla anoreksiya hastası Hatice'yle tanıştım. Gözlerime inanamadım. Dişleri dökülmüştü, boyu kısalmıştı, bacaklarında ara ara ödem vardı ve çok zayıftı. Tedavi olmaya karar verdim. Fakat ertesi gün hiçbir şey olmamış, sanki Hatice'yi görmemişim gibi kendi uydurduğum diyetime devam ediyordum. Gazi Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi olurken, Gözde ile tanıştım. Kendisiyle barışık biriydi. Canının istediğini istediği zaman yiyen, yemek yemekten acayip keyif alan bir insandı. Ona çok imrenmiştim. Onun sayesinde yemek yemeğe başladım. Artık kilolarımdan rahatsızlık duymuyorum. Göbeğim var ama, onu artık seviyorum. Hatice'nin de bir an önce iyileşmesini ve insanların bu konuda bilinçlenmesini istiyorum." Kilomdan Memnunum Kilosunun normal olduğunu düşünen ancak yemek yiyemediğinin de farkında olan 20 kilo ağırlığındaki Hatice Danabaş: "Bundan beş sene önce 56 kiloydum, iş arkadaşlarım kilomla dalga geçtiler. Ben de zayıflamaya karar verdim, mankenlere de özeniyordum. Yemek yedikleri halde nasıl kilo almadıklarını merak ediyordum. Ben de yediklerimi çıkarmaya başladım. Şu an 20 kiloyum ve kilomdan memnunum. Fakat tedavi olmak istiyorum, ama maddi imkansızlıklar sebebiyle de hastaneye yatamıyorum." Hafife alınmamalı Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Esat Göktepe: "Anoreksiya nadir bir hastalık, fakat hafife alınmamalı. Bir moda şeklinde kendisini gösteriyor, herkes belli bir kalıba girmek istiyor. Bu hastalığa yakalandığının farkında olmayan birçok insan olabilir. Ortaya çıkışında bilinçsizlik söz konusudur. Hastalığın gidişine baktığımızda üçte bir oranında ölüm riski olduğunu biliyoruz fakat tedavisi mümkün." Konu Başlığı: Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI Gönderen: Serin üzerinde Ağustos 20, 2006, 06:11:12 pm Sevgili crea bilgiler için çok sağol..Bu bilgilerden yaralanmak için illa ki blumik olmak gerekmiyor..
Bir dönem ben de kusmayı denemiştim..Midem acımaya başlayınca bıraktım..Demek ki had safhada ilerlememişti..Ama halen hayatımın büyük bir bölümünü diyet yaparak geçirdiğim de gerçek..Kustuğum dönemler de vücudun su topladığı bazı dönemler vardır ya..Ben o dönemlerde de vücuttan su atıcı haplar kullanırdım..Vücudum da en ufak bir şişiliğe tahammülüm yoktu!.. Şimdi oldukça uzun zmandan beri eğer çok yediğimi hyissedersem 2-3 gün ne yediğime bağlı olarak katı diyetler yapıyorum..Eğer ağır yemişsem bu diyet bir haftaya kadar çıkıyor..Neredeyse hiç yemiyorum böyle zamanlarda.. Çok yalnış olduğunu biliyorum ama kilo problemi yaşamak da istemiyorum..Bu davranışımla kızıma da kötü örnek oluyorum..Genel de genç kızlar da olduğunu söylemişsin bu hastalığın..Kızım da bazen diyete giriyor "göbeğim iğrenç,ben şişmanım" gibi şeyler söylüyor..Oysa çok güzel ve zarif bir kız.. Kızım olduğu için demiyorum,çevrede çok beğenilir.. Ne dersin ona bu konu da nasıl davranmalıyım..??? Konu Başlığı: Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI Gönderen: crea üzerinde Ağustos 20, 2006, 07:08:55 pm Serincim, öncelikle kızın olduğu için ve şuan dış görünüş konusunda çok hassas yaşlarda olduğu için ekstra dikkatli olmalısın. Öncelikle onun yanında kesinlikle kilo problemleri, rejim gibi konulardan bahsetme, kilo gündemde bir konu asla olmasın; yoksa bunu gözünde çok büyütmeye başlar. Kızının kilo konusunda takıntılar geliştirmesi de medyanın bitmeyen diyet ve zayıflama dayatmalarından ve evde de seni diyetlerle uğraşırken görmesinden kaynaklanıyor olabilir. Onun için yapacağın en iyi şey konuşup bilinçlenmesini sağlamak; ona hayır şişman değilsin demek pek bir şey değiştirmez. Ve de şimdiden sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasını sağlamalısın; hatta bu şekilde sen de kilo gibi problemler yaşamayacaksın. Ben diyet kelimesine tahammül dahi edemiyorum şuan ki asla yapmayı da düşünmüyorum, gayet güzel yiyorum, canım ne istiyorsa ondan yiyorum, yağı ve şekeri azaltıp sık aralıklarla beslenince fazla kilo istesen de olmuyor. Hatta artık "diyet"e inanmıyorum, tamamen ticari bana göre sağlığı açısından gerekli olan durumlar dışında. Ayrıca şok diyetler metabolizmayı mahvediyor ve verdiğini kaçınılmaz şekilde geri alıyorsun. Kilonun tek kalıcı çözümü var; o da sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak; günde yarım saat yürümek gibi..Başka hiçbir yolu yok; emin ol ben hepsini denedim:) Ve kefilim:) Yeme bozuklukları Türkiye'de ilk gözlemlenmeye başladığında %1 civarındaymış; şuan ise yaklaşık %8-9 gibi rakamlardan bahsediyorlar..Bu çok ciddi bir rakam; çünkü bu hastalığın sonuçları malum.. En azından kızını koruyabilecek kadar bilinçlisin; çünkü bu hastalıkların başlangıç noktası bilinçsizlik.. Sevgiler
Star Haberde 20kiloya düşen Hatice'nin haberini yayınlayacaklar sanırım birazdan, izleyin mutlaka.. Konu Başlığı: Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI Gönderen: Serin üzerinde Ağustos 20, 2006, 08:02:12 pm Biraz evvel izledim haberi geçekten de çok üzücü..
Aslında önce benim vazgeçmem gerekiyor bu takıntımdan ki kızıma da örnek olabileyim.. o benim diyette olduğum zamanlar, bende diyet yapacağım diyor..Karşı çıkınca da sen yapıyorsun, benim niye böyle bir hakkım yok?? Niye herşeyime karışıyorsun diyor..ben de ona: "Canım kızım sen şu anda gelişme çağındasın, eğer diyet yaparsan yeteri kadar gelişemezsin..Vücudun gelişmez, regl olamazsın, boyun da uzamaz diyorum..En son da ona çok güzel olduğunu söylüyorum..Ona sadece şişman değilsin dememin birşey ifade etmeyeceğinin farkındayım..Çünkü benim için de ifade etmiyor!.. Ama benim gibi takıntı yapıp daha ileriye götürmesinden de zaman zaman endişe duyuyorum..Çünkü ben o yaşlarda diyet nedir bilmezdim.. Konu Başlığı: "28 Yaşında, 20 Kilo" Gönderen: crea üzerinde Eylül 19, 2006, 10:43:02 pm 21 Ağustos 2006
Tgrt Haber 28 Yaşında, 20 Kilo (http://img249.imageshack.us/img249/5404/diyet4bz.jpg) Mankenler gibi zayıf olma tutkusu bir genç kızı daha pençesine düşürdü. Yanlış diyet sonucu, yemek yiyememe hastalığına tutulan 28 yaşındaki genç kız, tam altı yıldır mum gibi eriyor. 20 kiloya kadar düşen, bir deri bir kemik kalan genç kızın tek bir isteği var, sağlıklı günlerine kavuşabilmek... 22 yaşında, hayata sıkı sıkıya bağlı çalışan bir genç kızdı Hatice, bundan tam 6 yıl önce? Ama, mankenler gibi olmak düşüncesiyle başladığı korkunç diyetler onun hayatına mal olmak üzere şimdi. Ekranlarda gördüğü mankenlere özenmekle başlayan bir küçük heves, yıllar içerisinde ailenin de altından kalkamayacağı ağır bir yüke dönüşmüş. 55 kilodan 20 kiloya düşen Hatice'yi hayata bağlayansa ailesinin sevgisi olmuş? Bir de tedavisi sırasında tanıştığı, bu hastalığın pençesinden zor kurtulan Emel'in desteği. Bakmayın siz onun 20 kiloya kadar düştüğüne, hayata ağırlığını koymasını biliyor Hatice? Hele mutfağa bir girdi mi yapamayacağı yemek yok. Ancak kendisi henüz yiyemiyor yaptığı yemekleri. Yıllardır küçük domates parçaları ve çok sevdiği bol şekerli çayıyla beslenen Hatice, artık iyileşmek istediğine, peynir, zeytin ve salatadan oluşan mönüsünü yiyerek TGRT Haber ekibini ikna ediyor? İyileştiğinde bir yemek programı yapmak isteyen Hatice'nin tek sorunuysa, doktorların tedavisini üstlenmek istememesi? İyileşip bu hastalığa yakalananlara iyi bir örnek olmak isteyen Hatice, şimdi kendisine maddi ve manevi destekte bulunacak yardım ellerini bekliyor? Konu Başlığı: "20 Kiloluk Bir Kadın" Gönderen: crea üzerinde Eylül 19, 2006, 10:47:14 pm Nur Çintay A.
28.08.2006 Hatice Danabaş'ın öyküsünü takip ettiniz mi? Şu an 28 yaşında ve 20 kilo olan Hatice, bu işe 55 gibi aslında gayet normal bir kilodayken baş koyuyor. Konfeksiyon atölyesinde çalışırken ondan daha zayıf olan arkadaşlarını kafaya takarak. Önce bulimik çalışmalara başlıyor. Yani yiyor, yiyor, kusuyor. Sonrasında anoreksiya nervoza geliyor, yemekle ilişkisini hepten kesiyor. Sağlığını kaybetse de hayatta kalmasına en büyük sebep, çaya koyduğu şeker! Onun için artık güzel olmak, zayıf olmak, hep daha zayıf olmak demek. Hatta bu uğurda çirkinleşmek de o kadar koymuyor. Zayıf olduğunu bilsin, yeter. Ama işte problem şu ki kendini asla yeteri kadar zayıf bulmuyor. Hürriyet Pazar'dan Şermin Terzi'ye konuşan Hatice, üç yıl önceki tedavide serumla 25 kiloya çıktığında ne biçim üzüldüğünü, olmayan göğüslerinden ve kalça ölçüsünden nasıl da memnun olduğunu anlatmış. Çay içtiğinde koşarak tartılıyor, tükürdüğünde yine tartıya çıkıyormuş. Beni en sarsan, televizyonda kendisini gördüğünde şoke olduğunu, aynadaki görüntüsünün o kadar kötü gelmediğini anlatması oldu. Bir de Şermin soruyor: "49 kiloyum. Şu an beni fil gibi mi görüyorsunuz? 49 kilo size ne ifade ediyor?" Hatice cevaplıyor: "Korkunç bir kilo gibi geliyor. Asla o kadar şişman olmak istemem. Ama size baktığımda, sizi benden daha zayıf görüyorum. Sanki sizden daha kiloluyum." Hatice'ye tez vakitte beden ve akıl sağlığı dileyelim... http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=197027 Konu Başlığı: "Sorumsuz Rejimin 'Diyetini' Ödüyoruz" Gönderen: crea üzerinde Eylül 19, 2006, 10:58:06 pm Mezura İle Mezar Arasında Diyet Ettim Ölmeye
Rahime Sezgin Hatice Danabaş'ı geçtiğimiz haftalarda ekranlara yansıyan bir deri bir kemik görüntüsü ile tanıdık. Aşırı kilolu olduğu düşüncesi ile altı yıl önce rejime başlayan 28 yaşındaki genç kız şimdilerde anaroksiya nevroza hastalığı ile pençeleşiyor. Sonra şarkıcı Ozan Orhon ile ilgili talihsiz haberler geldi gündeme: Şarkıcı Orhon midesine kelepçe taktırarak beş ayda 59 kilo vermişti, fakat şimdilerde istem dışı kilo kaybediyordu ve ne kilo kaybını ne de giderek kötüye giden sağlık durumunu kontrol edebiliyordu. Teknolojik imkanlar sayesinde daha az hareket etmeye, televizyon karşısında saatler geçirmeye, bol kalorili fast food yiyecekleri ve çerezleri tüketmeye teşvik edilen insanlardan, bütün bunlar hiç olmuyormuşçasına "ince" görünmeleri bekleniyor. Sorunlu bir hayat tarzı dayatılıyor; ama bedenlerin kusursuz olması gerekiyor! Sonuç: Her üç kişiden biri diyet yapmakta. Normal kiloya sahip insanlar bile daha zayıf olmak uğruna buldukları her diyet listesine bir iksir gibi sarılıyor. Ölümüne diyetler ve riskli ameliyatlar artık hayatımızın bir parçası. Sorumsuz Rejimin Diyetini Ödüyoruz Çevremizde karşılaştığımız üç kadından ikisi her an rejim yapıyor. Kimi gazeteden kestiği bir diyet programını uyguluyor kimi televizyonlarda nasıl zayıfladığını ballandıra ballandıra anlatan ünlü bir ismin yöntemine bel bağlamış durumda. Doktorların hayatınıza muhakkak yerleştirin dediği "sağlıklı beslenme"nin yerini "diyetle yaşam" almış durumda. Fazla kilolardan kurtulmak yetmediği gibi herkes olduğundan "daha zayıf" olmak uğruna çaba gösteriyor. Her gün ekranlarda sunulan ideal manken ölçülerine kavuşmak herkesin ortak çabası. Fakat estetik uğruna girişilen bu yarış zamanla hem psikolojik hem de fizyolojik olarak insan sağlığını olumsuz şekilde etkiliyor. Üstelik bu tehlike sadece yetişkin insanlarda değil çocuklarda ve gelişme çağındaki herkesde. Avustralya'nın Sidney kentinde düzenlenen 10. Uluslararası Obezite Kongresi'ne katılan Leeds Üniversitesi Profesörü Andrew Hill sunduğu tebliğde özellikle kız çocuklarında kilo takıntısının beş yaşından itibaren başladığına dikkat çekerek olayın vehametini gözler önüne seriyordu. Kilolu olmamasına rağmen insanların kendilerini sürekli şişman hissetme hastalığı daha önceleri sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde görülüyordu. Özellikle televizyonun insan hayatındaki yerinin artmasıyla artık pramitin alt kısmında da aynı takıntılı durum kendini gösteriyor. Dr. Ender Saraç sosyetedeki aşırı gösteriş iddiasından kaynaklanan bu hastalığın kırsal kesimde de "Zayıf, ideal bir vücuda sahipsen daha çok itibar görürsün." düşüncesinden dolayı yayıldığını söylüyor. Artık toplumun her katmanında kendini gösteren daha zayıf görünme arzusu birçok kişinin ölümüne diyetlere girmesine sebep oluyor. Bir türlü normal kiloya sahip olduğuna inanmayan bireyler hep "daha da fazla kilo kaybetmek uğruna" diyeti hayatlarının bir parçası haline getiriyor. Gittikçe psikolojik bir hastalık halini alan bu durum zamanında tedbir alınmazsa ölüme götürüyor. Bu durumu "Twiggy Sendromu" olarak adlandıran Prof. Dr. Kerem Doksat şimdilerde türetilen "sıfır beden" modasının sağlıklı bir yaklaşım olmadığını; fakat bu anlayışın gençler arasında hatta yaşını başını almış hanımlarda da yayıldığını söylüyor. Uzmanların ince beden hastalığı olarak adlandırdığı bu sendrom özellikle ergenlik çağındaki genç kızlarda daha çok görünüyor. Bedenlerindeki değişimin başladığı ergenlik sürecinde çevrelerinden vücutları ile alakalı aldıkları en küçük bir eleştiri özellikle de "şişmanladığının" ima edilmesi birçok kızın ölümcül diyetlere başlamasına sebep oluyor. Bu hoşnutsuzlukla bedenlerini yıkmak için; aç kalmak, kusmak, müshil ilaçları, idrar söktürücü ilaçlar kullanmak, çeşitli hormon hapları almak, aşırı egzersiz yapmak gibi sağlığı tehdit edici yöntemlere girişiyorlar. Aileler farkına varana kadar bu yöntemi deneyen genç kızlar doktora gitmeyi de reddediyor. Kendilerini bekleyen tehlikeyi görmüyor ve tedavi olmayı kabul etmiyorlar. Bir deri bir kemik kalmalarına rağmen hâlâ birçok genç kız şişman olduğunu düşünüyor ve zayıflamaya devam etmek istiyor. 20 kilo olmasına rağmen Hatice Danabaş'ın aynada kendini hâlâ şişman olarak algılaması, bir dönem "bulimia" olan podyumun en ince mankenlerinden Selin Toktay'ın "aynaya baktıkça kendimi balon gibi görüyorum" demesi bu durumun en belirgin iki örneği. Dr. Kerem Doksat böylesine "oruçlara" (çünkü bunu kutsal bir vazife gibi düşünüyorlar) en az 1/3'ünün Anoreksiya Nervoza'ya tutulduğunu ve bunların %30'unun ölümle sonuçlandığına dikkat çekiyor. Aydilge Sarp'ın kaleme aldığı "Bulimia Sokağı" kitabında hastalık süreci şöyle özetleniyor: "İnsanın dış görünümünün, gerçekte kim olduğunun önüne geçtiği günümüz toplumunda, Aylin adlı genç kız, en büyük kusuru olarak gördüğü şişmanlığından kurtularak, içsel boşluğunu doldurmaya çalışır. Toplumun beğeni kalıplarına bedenini sığdırarak, daha önce onunla dalga geçen herkesin saygısını ve sevgisini kazanacağına inanan on altı yaşındaki Aylin, kısa sürede ruhsal ve bedensel açıdan çökmeye başlar. Yediklerini kusarak, topluma ve kendine duyduğu öfkeyi atmaya çalışan Aylin, hızla kilo kaybetmesi sonucunda kendini "Bulimia Sokağı'nda tutsak bulur." Bedeni ile onaylanmak ve takdir görmek arzusu ile çok riskli olmasına rağmen girişilen yöntemlerden biri de mideye kelepçe taktırmak. Pop sanatçısı Ozan Orhon diyet ve spor ile fazla kilolarından kurtulamayınca beş ay önce midesine kelepçe taktırarak 59 kilo verdi. İdeal kilosuna kavuştuktan sonra ekranlarda yeni görüntüsü ile mutluluk pozları veren, zayıfladıktan sonra tekrar işleri açılan Orhon, şimdilerde istem dışı kilo vermenin sıkıntısını yaşıyor. Midesi küçülen Orhon ölüm riski taşımasına rağmen midesine taktırdığı kelepçeyi gevşetmek için tekrar bir ameliyat daha olacak. 20 Binin Üzerinde Şarlatan Diyeti Modern dünyada diyete ilgi artarken bu alan bir sektör haline de dönüştü. Özellikle son on yılda baş döndürücü hızla diyet kitapları, dergiler yayımlanırken, gazetelerin diyet sayfaları ve televizyonlar da her gün farklı seçenekler sunmaya başladı. Oysa bilinçsiz yapılan diyetler kısa süreli kilo kaybına sebep olsa da uzun vadede sağlıklı olmuyor. Günümüzde 20 binin üzerinde şarlatan diyeti olduğunu söyleyen Obezite Danışmanı Dr. Haluk Saçaklı kişinin yaşına, cinsiyetine, çalışma durumlarına göre kendine özel diyet programları uygulaması gerektiğinin altını çiziyor. Özellikle yaz aylarında Seda Sayan, Gülben Ergen, Sibel Can gibi televizyon figürlerinin ekranlara çıkıp zayıflama yöntemlerini anlatması ile birçok kişi bu yöntemlere başvuruyor. Oysa bilinçsiz yapılan bu sağlıksız rejimlerin ardından kısa sürede verilen kilolar geri alınıyor. Dr. Ender Saraç bunun kilo verirken vücudun yağ oranında bir azalma olmamasından kaynaklandığını belirtiyor. Podyumlarda boy gösteren mankenler gibi olmak arzusu dünyada birçok insanın sağlığından olmasına sebep oluyor. Podyumların toplumda yönlendirici olması sebebiyle Madrid Moda Haftası'nda yetkililer, çok zayıf mankenlerin podyuma çıkmasını gençlere kötü örnek oldukları gerekçesiyle yasakladı. Türkiye'de ise Ebru Şallı gibi (Boy: 1.68, Kilo: 43) normalin çok altında bir kiloya sahip mankenler sürekli ideal vücut olarak ekranlarda gösteriliyor. Bir dönem zayıflamak uğruna yemek yemeyen, 48 kiloya kadar düşen ve kas erimesi ile karşı karşıya kalan manken Nefise Karatay'ın uyarıları bu noktada kayda değerdi. Genç kızları uyaran Karatay: "Sakın zayıflığa özenmeyin! Sıfır beden diye bir şey yok. Sıfır beden; Etiyopya'daki aç insanların ölçüsü!" ifadeleriyle durumun vahametini ortaya koymuştu. Sürekli diyet yapmak yerine doktorların önerdiği "sağlıklı beslenme" anlayışı yaşam biçimi haline getirildiğinde hem sağlıklı olmak hem de fazla kilolardan kurtulmak mümkün. Sürekli diyet yapmak ya iştah patlamasına ya da hastalıklara sebep oluyor. Aileler özellikle yetişme çağındaki çocuklarını diyet konusunda bilinçlendirmeli ve gerektiğinde uzmana götürmeli. Doktor kontrolünde alınan ilaçlar gibi diyetler de uzmanların gözetiminde olmalı. Sürekli Diyet, Ölüm Paniğine Götürür Dr. Haluk Saçaklı (Obezite Danışmanı): Günümüzde ideal bedene duyulan özlem her gün biraz daha artmakta. Bu da Blumia ve Anarexia Nervosa'nın yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki, birçok kişi bunu rahatsızlık olarak değerlendirmiyor. Sürekli olarak zayıflama diyetleri; vücudu zamanla açlıktan ölme paniğine sürükler. Bu durumda "kıtlık" moduna geçen metabolizma yağları yakma yerine, yağ birikimini korumaya yönelir. Bu da metabolik ritmi %15-30 oranında düşürerek kilo kaybını daha da zorlaştırır. Doğal Olmayan Yöntemlere Karşıyım Dr. Ender Saraç: Normal kiloya sahip hatta zayıf olduğu halde daha da zayıflamak için gelen hastalar var. Onları kilolu olmadıkları noktasında ikna etmekte zorlanıyoruz. Mesela geçen hafta Güzide Duran geldi Deniz Akkaya ile birlikte. Bütün vücut ölçümlerini yaptıktan sonra çok zor ikna ettim diyet yapmaması gerektiğine. Ben doğal yöntemlerin dışına çıkılarak (kelepçe takılarak, yağları aldırarak) kilo verilmesine karşıyım. İnsanın doğal dokusunun, doğal olmayan yöntemler ile bozulmasına karşıyım. Bitkisel ve doğal ilaçlar kullanılmalı aynı zamanda sağlıklı beslenme anlayışı hayatımıza yerleşmeli. Bilinçsiz Diyet Hastalığa Davet... Şehnaz Şakir (Diyetisyen) :Kulaktan dolma diyetler, kişilerin metabolizmalarına uygun olmadığı için ileride sık kilo alıp vermelere sebep oluyor. Bu da obeziteye davetiye çıkarmaktan başka bir şey değil. Protein diyetleri sonucunda kalp-damar hastalıkları, düzensiz beslenme nedeniyle diyabet (şeker hastalığı) gibi rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Psikolojik olarak panik ataklar başlıyor. Diyet kişiye özeldir. Sürekli diyet yapmak belirli bir süreden sonra metabolizmayı yavaşlatır. http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=1&hn=5513 Konu Başlığı: "Sıfır Beden ve Hastane Öyküleri" Gönderen: crea üzerinde Eylül 24, 2006, 12:55:19 pm Hürriyet Pazar
24 Eylül 2006 Sıska Mankenlere Yasak Gelsin İki hafta önce İspanya moda sektörünün kendini gösterdiği geleneksel moda haftası çok konuşuldu. Hayır, dahice kreasyonlar yüzünden değil, Madrid Bölge Hükümeti'nin sıfır beden, ya da başka bir deyişle 32 bedenin içine giren mankenlerin podyuma çıkmasını yasaklaması nedeniyle. Bunun ardından Milano valisi de moda haftasında aynı yasağı uygulayacağını söyledi. Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek Edinburg moda haftası da yasağa katıldı. Londra Haftası'na katılan modacılar ise yasağa karşı çıktı ve istedikleri mankenleri kullanacaklarını açıkladı. Modacıların karşı çıktığı, bakanların desteklediği sıska mankenlere podyum yasağı tartışması giderek hararetlendi. İşte dünyanın moda merkezlerinin, gazeteci ve psikiyatrların katıldığı tartışmanın özeti. Geçen hafta İspanya'nın başkeni Madrid'de 44'üncüsü düzenlenen Pasarela Cibeles moda haftasında tasarımlardan çok mankenlerin beden ölçüleri konuşuldu. Çünkü Madrid Bölge Hükümeti'nin aşırı zayıf mankenlerin Pasarela Cibeles'te podyuma çıkmasını yasakladı. Moda haftasının sponsorlarından Madrid Bölge Hükümeti, anoreksiyle mücadele için çıkarılmış bir bölgesel yönetmeliğe göre podyuma çıkacak 68 mankeni ölçümden geçirdi. İspanya Endokrinoloji ve Beslenme Derneği için gönüllü çalışan doktorların yaptığı ölçümden sonra beş mankenin podyuma çıkması yasaklandı. Çünkü bu beş kadının Beden Kitle Endeksleri (BKE) bölgesel yönetmelikteki 18 sınırının altındaydı. Aslında, geçen yılki moda haftasından sonra bölge meclisinde hararetli tartışmalar yapılmış ve mankenlerin çoğunun 34 veya 36 beden giymesi eleştirilmişti. Bölge hükümeti 7 Eylül'de yani Pasarela Cibeles'ten bir hafta önce Dünya Sağlık Örgütü'nün kriterlerine dayanan yeni yönetmeliği uygulayacağını duyurmuştu. Bölge hükümeti yetkilisi Concah Guerra gerekçelerini "Moda bir aynadır ve çok sayıda genç kız podyumda gördüklerini taklit ediyor" sözleriyle açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra geçen yılki Pasarela Cibeles'e katılan mankenlerin yüzde 30'u otomatik olarak dışarıda kaldı. Tasarımcılar da koleksiyonlarında değişiklik yaptı. Çünkü şova çıkacak kıyafetlerin çoğu 32 ve 34 beden mankenlere göreydi. Tasarımcılar, bu duruma çok tepki gösterdiler elbette. Bu yasak Madrid Moda Haftası'nı bir anda dünya gündemine de soktu. Paris, New York ve Milano'daki moda haftalarının gölgesinde kalan Pasarela Cibeles geçen yıllara göre daha büyük bir ilgi gördü. Geçen yıl 60 gazeteci podyumu izlerken bu yılki sayıları 100'dü. Pasarela Cibeles'in yöneticisi Leonor Perez Pita bundan son derece memnundu. "Bu kararın bir ilk olmasından dolayı çok mutluyum. Diğer defilelerin de bizi taklit etmesini bekliyorum." Beden Kitle Endeksi 18'den Küçük Olmayacak Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sağlıklı bir insanın beden kitle endeksi (BKE) en az 18 olmalı. BKE, kilo boyun karesine bölünerek hesaplanıyor. Buna göre 1.80 metrelik bir mankenin en az 59 kilo olması gerekiyor. Bu 18 BKE kriteri yaygınlaşırsa ünlü mankenlerden Kate Moss, Gisele Bundchen ve Esther Canadas'ın işsiz kalması muhtemel. Çünkü Kate Moss'un beden kitle endeksi 15, Canadas'ınki 14, Bundchen'inki 16. Paris "Zevklere ve renklere kural konmaz" Madrid'deki beden ölçüsü sınırlaması Fransa'da moda sektörünün ileri gelenlerinin tepkisini çekti. Fransa Moda Federasyonu'nun başkanı Didier Grumbach "Zevklere ve renklere kural getirilemez" diyerek gelecek hafta başlayacak Paris Moda Haftası öncesi tavrını ortaya koydu. "Jean-Paul Gaultier defilesine şişmanları almak istiyorsa bunu yasaklamayız. Galliano podyuma güzel olmayan kişileri çıkarırsa kimse ona bir serzenişte bulunmaz. Hangi tip mankene ihtiyaç duyduğuna tamamen kendi karar verir. Fransa'da böyle bir önlem alırsanız herkes dalga geçer." Contrebande mankenlik ajansından Sylvie Fabregon ise böyle bir yasağın sadece mankenleri ekmek parasından edeceği görüşünde: "Bunun yerine moda dergilerinde "ne kadar çirkin" gözüküyorlar diyerek kızları yaz öncesi 5-6 kilo vermeye teşvik etmeye bir son vermek gerekir." New York Skandal bir karar Madrid'de zayıf mankenlere getirilen sınırlama ABD'de pek sempatiyle karşılanmadı. Amerika Moda Tasarımcıları Konseyi CFDA'nın başkanı Stan Herman tepkisini göstermekten çekinmedi. "Bu karar birini şişman olduğu için yasaklamakla aynı şey olur. Aramızda böyle bir konuyu tartışmadık, hatta gündeme bile gelmedi." Herman'a göre bazı hallerde önlem almak lazım ama zayıflık konusu bir önlem gerektirmiyor. "Birkaç yıl önce bazı mankenler kokainle yakalanmıştı. Basın da bu kokain konusundan çok bahsedince durumu ciddiye aldık. Uyuşturucu kullanmış hiç kimse kulise alınmıyordu." Herman'ın asıl endişesi ise zayıflık konusunda yeni bir ayrımcılığın yayılması. "ABD'de her yerde ayrımcılığa uğrayabilirsiniz. Belli kişiler sizi sürekli takip eder." New York'un ünlü mankenlik ajanslarından Elite'in müdürü Cathy Gould da yasağa karşı: "Bu, skandal bir karar. Güzel ve sağlıklı kızlara önem vermek istediklerini anlıyorum ama tasarımcıların özgürlüğü nerede?" İki Hafta Aç Kalmıştı, Yine de Zayıfla Diyorlardı Amerikalı Kate Dillon, Vogue, Allure ve Elle gibi moda dergilerine kapak olan bir mankendi. Zayıf kalmak için bazen haftalarca sadece meyve yiyor, su içiyordu. Buna rağmen ajansı, ona hálá 6 kilo fazlası olduğunu ve hemen zayıflamasını söylüyordu. Bunun üzerine meyve yemeyi de bıraktı. İki haftalık açlığın üstüne çıktığı bir defileden sonra Harper's Bazaar dergisi muhabiri, Dillon'a ne kadar muhteşem göründüğünü söyledi. Fakat vücudu aynı fikirde değildi. Panik atakları nedeniyle gittiği doktor kilo almazsa bedeninde geri dönülmez arazlar çıkacağını söyledi. Bu uyarı onu ürkütmüştü. Birkaç kilo aldığında, ajansı "Dev gibi ve rezalet" göründüğünü söyleyip ona kapıyı gösterdi. Dillon şu anda büyük beden kıyafetler üreten markalara fotomodellik yapıyor. Amansız Diyet Yüzünden Ameliyat Masasına Düştü Benzer bir olay bir terlik markasının tanıtımı için geçen yıl Türkiye'ye gelen manken Carrie Otis'in de başından geçti. Newsweek dergisine verdiği röportajda, Otis 17 yıl anoreksiyayla savaştım, dedi. 37 yaşındaki Otis zayıf kalmak için kahve ve salatayla yaşıyor, hatta yardımcı olacağını düşündüğü için müshil ve kokain bile kullanıyordu. Amerikan Sports Illustrated dergisinden kapak olması için teklif alınca çok heyecanlandı. Çünkü bu derginin kapağına çıkan en yaşlı manken olacaktı. Yine ölüm diyetlerinden birine başladı. Ayrıca günde dört saat ağır spor yapıyordu. Çekimden kısa süre sonra kendisini hastanede buldu. Doktoruna göre yetersiz beslenme nedeniyle kalbinde üç delik vardı. Hemen ameliyat edildi. Ardından psikoterapi gördü. Şimdi yeme bozukluğuna sahip genç kızlar için destek grupları oluşturan bir dernek kurdu. Podyuma İlk Kez Çıktı, İner İnmez Kalpten Öldü 22 yaşındaki Uruguaylı manken Luisel Ramos'un tek isteği Brezilyalı Gisele Bundchen gibi ünlü olmaktı. Boyu 1.80, kilosu 62'ydi. Ajansı ünlü bir manken olabilmesi için önce zayıflaması gerektiğini söyledi. Ramos da sadece salata ve diyet kolayla besleniyordu. Üç ay sonunda 50 kiloya düşmüş ama teklifi de almıştı. 2 Ağustos'ta Uruguay'ın başkenti Montevideo'da Radisson otelindeki defileyi ailesi de izleyecekti. Podyuma çıktı, yürüyüşünü yaptı, büyük alkışlarla kulise uğurlandı. İstediği olmuştu. Ama sadece birkaç dakika için. Kendini iyi hissetmediğini söyleyip soyunma odasında bayıldı. Yetersiz beslenme nedeniyle kalbi zayıf düşmüştü ve kriz geçirdi. Ölüm haberini alan babası Luis Ramos, kızının iki haftadır ağzına doğru düzgün tek bir lokma koymadığını söyledi. http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5138239.asp?gid=59 Konu Başlığı: "Sıfır Beden Kurbanı" Gönderen: crea üzerinde Kasım 22, 2006, 07:02:43 am 15 Kasım 2006 Çarşamba
Sıfır Beden Kurbanı Türkiye'de de tanınan Brezilyalı manken Ana Carolina, aşırı zayıflık tutkusu yüzünden dün hayatını kaybetti. Brezilya basını, 1.72'lik boyuna rağmen 40 kilo olan ünlü mankenin anoreksiyadan kaynaklanan böbrek yetmezliği nedeniyle öldüğünü yazdı. İdrar yolu enfeksiyonu nedeniyle 25 Ekim'de Sao Paola'da bir hastaneye kaldırılan 21 yaşındaki mankenin iyice zayıf düşen vücudunun ilaçları kabul etmediği bildirildi. Carolina'nın halası Mirthes Renson, Brezilya'nın en büyük manken ajanslarından biri olan L'Equipe için çalışan yeğeninin son zamanlarında sadece elma ve domatesle beslendiğini, hiçbir vücut direncinin kalmadığını açıkladı. Carolina'nın ölümü üzerine, "sıfır beden" tartışmaları dünyada bir kez daha gündeme geldi. 13 Yaşından Beri Son olarak Japonya'da Giorgio Armani katalog çekimlerine katılan Ana Carolina, aşırı derecede yorgun düşünce ülkesine dönmüştü. Hastaneye kaldırılmadan önce Paris'te bir çekime katılmaya hazırlanan Carolina, 13 yaşından beri, aralarında Japonya, Meksika, Çin ve Türkiye'nin de olduğu ülkelerde mankenlik yapıyordu. Konu Başlığı: "0 Beden Hastalığı" Gönderen: crea üzerinde Kasım 26, 2006, 07:06:03 am 11.03.2006
Hollywood'dan tüm dünyaya yayılan "0 (sıfır) beden" modası, Türkiye'de de genç kızların anoreksiya adı verilen son derece tehlikeli bir hastalıkla tanışmasına neden oluyor. Son aylarda özellikle 15-17 yaşları arasındaki gençlerde artış gösteren incelik tutkusunu doktorlar "moda değil hastalık" olarak yorumluyor. Genç Kızlar Arasında Yaygın Ülkemizde büyük ilgi gören 'Desperate Housewives' dizisinin yıldızları Eva Longoria ve Teri Hatcher'ın de aralarında bulunduğu 32 beden kadınlar, Amerika'da 'Size 0' olarak adlandırılıyor. 36 bedeni bile 'şişman' bulan yeni akım, özellikle genç kızlar arasında hızla yayılıyor. Hollywood starlarının başlattığı bu çılgın modanın Türkiye'deki ilk öncülerinden biri manken Selin Toktay'dı. Ardından manken Tülin Şahin ve şarkıcı Gülşen geldi... Sıkı Diyetin Sonu Anoreksiya "0 beden" çılgınlığına kendilerini kaptıran genç kızlar, idol olarak gördükleri yıldızlara benzemek için diyete başlıyor. Anoreksiya ile tanışmaları da bu döneme rastlıyor. Uzmanlara göre; anoreksiya genellikle sıkı bir diyet döneminin ardından yoğun stresle ortaya çıkıyor. Türkiye'de geçtiğimiz yıllarda nadir görülen "yediklerini kusarak çıkarma" hastalığı anoreksiya, 32 beden trendiyle birlikte yükselişe geçti. Amerika'da anoreksiya oranı son bir yılda yüzde 1'lerden yüzde 5'lere kadar artış gösterdi. Uzmanlar, Türkiye'de bu hastalığın son aylarda özellikle büyük kentlerde arttığına dikkat çekiyor. Uyarılara Kulak Asmıyorlar Kilo almaktan korkan 'anoreksik' hastalar, incelik takıntısı yüzünden, normal kilolarının çok altında oldukları halde, sürekli daha ince olmayı düşünüyor. Çevrelerinden gelen gerçekçi uyarıları dinlemeye tahammül edemeyen 'incelik' tutkunları, normal olmayı reddediyor. Kesinlikle Sağlıksız! Prof. Dr. Ziya Mocan Prof. Dr. Ziya Mocan Okmeydanı SSK Beslenme ve Metabolizma Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ziya Mocan, "Sıfır beden, biz doktorlar için büyük bir mücadele konusu. Kesinlikle sağlıklı değil. Psikolojik problemlere yol açabiliyor" diyerek şu bilgileri verdi: Bağışıklık Sistemi Çöker "Gençler, vücut kitle endekslerini 17'nin altına düşürmek için kendilerini kusturmaya başlıyor. Bu yüzden Türkiye'de anoreksiya hastalığı önlenemez bir biçimde arttı. Tedavisi hiç kolay değil. Bağışıklık sisteminin çöküşüne neden oluyor. Hastalıklarla savaşı zor oluyor. Tüberküloza zemin hazırlıyor." Son Derece Sakıncalı... Dr. Muzaffer Kuşhan Sağlıklı beslenme önerileri ve diyet programlarıyla tanınan Dr. Muzaffer Kuşhan, normal kilonun altına düşmenin sağlık açısından çok sakıncalı olduğuna dikkat çekti. "Gençlerin '0 beden' modasına uymak istemesi, anoreksiyanın artmasına neden oldu" diyen Dr. Kuşhan, bu çılgınlığın zararlarını şöyle ifade etti: Yağsız Olmaz "Gençler zayıf görünmek uğruna ölümcül diyetlere giriyor. Sağlıklı bir insanın vücudunun yüzde 20'si yağ olmalıdır. Yağ dokusu; bütün organları saran bir yastık vazifesi görür. Aşırı zayıflık halinde, en ufak kazada damar yırtılmaları oluşur, iç kanamalar meydana gelir. '0 beden' tutkunlarının öncelikle psikolojik tedaviye ihtiyaçları vardır. Aşırı zayıflığın yanlış olduğuna inanmaları ve beslenmelerini düzene sokmaları gerekir." Psikolojik Yardım Gerekir Doç. Dr. Ece Orhan Acıbadem Hastanesi'nden Psikiyatrist Dr. Ece Orhan, anoreksiyayı 'bir yemek ve kilo sorununun dışında, kişinin duygusal problemlerine çözüm aradığı bir hastalık' olarak tanımladı. Tedavisi Hiç Kolay Değil "Bu hastalığın tedavisi hiç kolay değildir" diyen Doç.Dr. Orhan, psikolojik yardım gerektiğine dikkat çekti ve ekledi: "Modanın etkisiyle Türkiye'de anoreksiya artıyor. Ancak ne kadar arttığını henüz ölçemiyoruz. Gençler kendi bedenlerini daha zayıf görmek uğruna pek çok sağlık problemi ile karşı karşıya kalabilir." Adet Düzeni Bozuluyor Diyetisyen Dilara Koçak Diyetisyen Dilara Koçak Genç kızları etkisi altına alan '0 beden' modasının vücuda ciddi zararlar verdiğine dikkat çeken diyetisyen Dilara Koçak, öncelikle adet düzeninde değişim yaşandığını vurgulayarak şunları söyledi: Hasar Kalıcı "Aşırı zayıflık; kas erimesi, su kaybı, tırnaklarda kırılma, saçlarda kuruma ve incelme, üşüme, kabızlık, uykusuzluk ve ödem oluşumuna neden olur. Kalp hastalıkları, aşırı derecede tansiyon düşüklüğü, kolesterol yükselmesi gibi ölümcül belirtiler de bu hastalarda sık görülür. Anoreksiya, uzun süre devam ettiğinde beyin ve sinir sisteminde kalıcı hasarlar oluşturabilir." http://www.haberturk.com/news/220093.html Konu Başlığı: "Anoreksiya Öldürüyor" Gönderen: crea üzerinde Kasım 29, 2006, 06:33:08 am 24 Kasım 2006
NTV Geçtiğimiz günlerde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülkede çalışan 18 yaşındaki Brezilyalı manken Ana Carolina Reston, anoreksiya nedeniyle yaşamını yitirdi. 1 metre 74 santimetre boyundaki manken sadece 40 kiloydu. 13 yaşından beri mankenlik yapan Ana Carolina'nın son zamanlarında sadece elma ve domatesle beslendiği ifade edildi. Anoreksiya Öldürüyor Yeme bozuklukları son yıllarda giderek artıyor ve toplumun büyük bir kısmını tehlikeli sonuçlarıyla tehdit ediyor. Yeme ile ilgili rahatsızlıkların yaşı da giderek düşüyor. Yeme bozukluklarında en fazla risk altında olan ise kadınlar... İSTANBUL - Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Seçil Kenar'a göre, yeme bozukluklarının başında "anoreksiya" geliyor. Değişen ve teknoloji çağına girilen dünyada artık daha sık rastlanan bu hastalıkların erken teşhis edilerek tedavisinin yapılması gerektiğinin altını çizen Kenar, "Bu hastalıklar ciddi fiziksel hastalıklara hatta ölüme bile sebep olmaktadır." dedi. ANOREKSİYA NEDİR? Anoreksiya, bireyin kendi bedenini algılamasının bozulması ve sonuçta kendini kilolu algılaması olarak tanımlanıyor. Kişi bu nedenle, beslenmeyi reddeder ve aşırı kilo kabına uğrar. Kişi kilo vermeye kendi isteği ile başlar ve bunu sürdürür. Pek çok anoreksiya hastası yemeye karşı ilgisini ve iştahını kaybetmez. Kendilerini yememelerine rağmen iştahları açıktır ve sürekli olarak yemekle ilgilenirler. Yemek tarifleri okuma, ailelerine özenle yemek hazırlama gibi davranışlar gösterirler. Ancak hastanın yemek yemeyi ısrarla reddetmesi sonucu gelişen kilo kaybı yaşamını tehdit edecek düzeye ulaşabilir. Anoreksiya, ruhsal bozukluklar içinde ölümle sonuçlanabilecek nadir bozukluklardan biridir. ANOREKSİYA NASIL BELİRTİLER VERİR? Anoreksiya iki tipte görülür. Kısıtlı tipte, kişi yeme düzenine kısıtlamalar getirir. Tıkanırcasına yeme/çıkartma tipinde ise kişi dönemler halinde tıkanırcasına yeme ve sonrasında çıkartma gibi davranışlar gösterir. Tıkanırcasına yeme ve çıkarma tipine uyan hastalarda; kişilik bozuklukları, dürtü kontrol problemleri, hırsızlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, sosyal içe çekilme ve intihar girişimi daha sık görülür. Bir kişiye anoreksiya tanısı konulabilmesi şu belirtilerin oluşması gerekir: 1- Bulunduğu yaş grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun bulmayıp, kabul etmeme. 2- Yaş ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma. 3- Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin, olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varmama. 4- Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet döneminin olmaması. ANOREKSİYA HASTALARI NASIL DAVRANIŞLAR SERGİLER? Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir. Kimileri kalan, artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir, bazıları da hiç yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir. Topluluk içinde yemek yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıçta çevrelerinden ilgi ve beğeni görmek için, kendileri üzerinde kontrol sağladıklarını görmek amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler. Gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartılır. Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye kullanımı, daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere sahip olup, dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir. Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel egzersizler yapar ya da yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki kişi daha çok enerji harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta durmayı yeğleyebilir ya da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket ettirebilir. Kişinin toplumsal ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel egzersiz ve kilo düşünceleri ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile kilolu olduğu düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak kendilerine yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine yeminler ederler. Yarım kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa geçtikleri şeklinde düşündürür. Uzun süre bir konuya dikkatlerini veremezler . Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar. ANOREKSİYA HANGİ DÖNEMLERDE ORTAYA ÇIKAR? Anoreksiya genellikle ilk veya orta ergenlik döneminde, çoğunlukla bir diyet dönemini takiben ve yoğun bir stres sonrası (anne-baba ayrılıkları vs.) ortaya çıkar. Başlangıç yaşının ortalama 17 olduğu ve 40 yaşından sonra anoreksiyanın görülmediği kabul edilir. Anoreksiya kadınlarda erkeklere oranı 20/1dir. Yaygınlığı ise %1 olarak bildirilmektedir. Anoreksiyanın tedavi süresi oldukça değişkenlik gösterebilir. Bireyin hastalığı kabullenmemesi ve yardımı kabul etmemesi, hastalığın seyrini olumsuzlaştırır. Sabırlı ve düzenli tedaviler sonrasında sağlığına kavuşan hastalar görüldüğü gibi, pek çok olguda beden algısının bozulması, aşırı kilo kaybı ve sonuçtaki komplikasyonlara bağlı olarak bedensel yıkım gerçekleşmektedir. Hastalık sonrası da ölüm ortaya çıkabilmektedir. Anoreksiya hastalarının bedensel yakınmalarına karışıldığında ve tedavi sonucu kilo almaya tekrar başladıklarında yoğun direnç gösterdikleri görülmektedir. Bu hastaların sosyal ilişkileri yetersizdir ve genellikle depresif duygu durumu hakimdir. ANOREKSİYA HASTALIĞININ YOL AÇTIĞI VÜCUTSAL DEĞİŞİMLER NELERDİR? Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen denilen kadınlık hormonu, erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı oluşabilmektedir. ANOREKSİYA KİMLERDE GÖRÜLMEKTEDİR? Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların % 90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır. Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır. HASTALIĞIN OLUŞUMUNDA ETKİLİ RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR? Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar ( hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk altındadır. Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon, alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir. Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı. Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler. RAHATSIZLIKTAKİ KİŞİSEL DÜŞÜNCE YAPILARI NEDİR? Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır. Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı olan kişilerdir. HASTALIK SONUCU ÖLÜM ORANI NEDİR? Hastaların yarısının ilerleyen dönemde iyileştiği, dörtte bir oranında hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü belirlenmiştir. Hastalık sonucu ölüm oranının % 5 civarında olduğu gözlenmiştir. HASTALIĞIN GİDİŞİNE OLUMSUZ ETKİ YAPAN FAKTÖRLER NELERDİR? Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış yapıları, zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.) Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi. Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır. HASTALIĞIN TEDAVİSİ NASIL YAPILIR? Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir. Konu Başlığı: "Moda Dünyasında Sıfır Beden Tartışması" Gönderen: crea üzerinde Kasım 30, 2006, 07:46:58 am 25 Eylül 2006
Moda Dünyasında Sıfır Beden Tartışması Geçtiğimiz hafta verilen bir kararla aşırı zayıf mankenlerin İspanya Moda Haftası'nda podyuma çıkması yasaklandı. Moda sektöründen kişilere ve uzmanlara bu kararla ilgili düşüncelerini ve sağlıksız görünen mankenlerin genç kızlara kötü örnek olup olmadığını sorduk ELİF BERKÖZ-MELİS ALPHAN Bu yıl hayatımıza "sıfır beden" diye bir kavram girdi. Sıfır beden nedir derseniz, bu tartışmalı bir konu. Kimisi 32 beden diyor, kimisi de 34. Türkiye'de "Sıfır bedenim" sözünü ilk telaffuz eden Gülşen oldu. Dünyada ise bu Hollywood'dan çıkma bir kavram. "Desperate Housewives" dizisinin oyuncuları Eva Longoria, Teri Hatcher ile Paris Hilton'un bir küsüp bir barıştığı arkadaşı Nicole Ritchie 32 beden ünlüler arasında. Magazin dünyası sıfır bedeni tartışırken moda sektörü de işin içine girdi. İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen dünyaca ünlü Pasarela Cibeles defilesinin organizasyon komitesi "genç kızlara kötü örnek oldukları, anoreksia hastalığına yol açtıkları" gerekçesiyle 36 bedenden aşağı modellere yer vermedi. Defile yetkilileri başvuru yapan mankenlerin yüzde 30'unu aşırı zayıf oldukları gerekçesiyle geri çevirdi. Modellere boy ve kilo oranıyla hesaplanan vücut kitle endekslerinin en az 18,5 olması şart koşuldu. Son olarak da İsrail'de çok zayıf mankenlerin çalıştırılmamasına karar verildi. Aynı uygulamayı kendi ülkelerinde yapmaları konusunda teşvik edilen İtalyan tasarımcılar ise duruma tereddütlü yaklaştı. Ünlü model ajansının sahibi Riccardo Gay bu yasak uygulanırsa mankenlerin yüzde 80'ini podyumlardan uzaklaştırmak gerekeceğini ve bu durumda Naomi Campbell'ın da Milano Moda Haftası'na katılamayacağını söyledi. Moda Endüstrisi Ticaret Odası Başkanı Mario Boselli ise anoreksia hastalığının böyle kurallar koyarak önlenemeyeceğine dikkat çekti. İtalya'dan sonra Fransa da yasağa tepkiyle yaklaştı. Türklerin bu konuya yaklaşımını öğrenmek için tasarımcılara, modellere, moda fotoğrafçılarına ve doktorlara bu yasağa nasıl baktıklarını ve zayıf modellerin kötü örnek olup olmadığını sorduk. "Sıfır beden mankenler yeme davranışı bozukluklarını tetikliyor" Taylan Kümeli (Beslenme uzmanı): Sıfır beden 32 bedene karşılık geliyor. Bir insanın sağlıklı kilo aralığını belirlemek için vücut ağırlığını boy uzunluğunun karesine bölerek beden kitle indeksini hesaplayabiliriz. Buna göre bir bireye normal kilolu demek için bu değerin 18,5-24,9 arasında olması gerekir. Bu, sıfır bedenlerde 18,5 in altında. Sıfır beden biri illa ki sağlıksız olacak diye bir şey yok. Fakat çeşitli rahatsızlıkların gelişmesinde potansiyel bir risk taşırlar. Diyet yaşının 12'ye düştüğü günümüzde medyanın bu durum üzerindeki etkisi büyük. İnsanlar zayıflamak için sağlıksız yollara başvuruyorlar. Hastalarım arasında da 34 bedene inmek isteyenler oluyor. Sıfır beden mankenler genç kızlara kötü örnek oluyor. Anoreksiya, bulimia nervoza gibi yeme davranışı bozukluklarını tetikliyorlar. "Aşırı zayıflıktan organlar sarkar" Dr. Koptagel İlgün (Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı): 34 bedene inmek isteyen kadın hastalarım var. Onlara "Kaş yaparken göz çıkarmayın" diyorum. Aşırı derecede zayıflamak tüm organların sarkmasına sebep olur. Vücudun protein, karbonhidrat ve yağ alması lazım. Çünkü hücreler, damarlar ve beyin için gerekliler. 1,75 boyundaki bir kadın 65-70 kilo civarında olmalı. Kilosu 45-50 olduğunda kadının organları sarkar. İdrar yolu iltihabı olur. Jinekolojik bozukluklar ortaya çıkar. Mide hastalıklarına yakalanır. Çok zayıf insanlar kansız kalır. Halbuki kan tüm organlara lazım. Çok zayıf mankenler verdikleri kilolar için altı-yedi yıl sonra pişman olacaklar. Önemli sağlık sorunları onları bekliyor. "İnce mankenin üzerinde çalışmak daha zevkli" Vural Gökçaylı (Tasarımcı): Sıfır beden çocuk bedeni, 14 yaşında bir kızın bedeni yani. 32 bedene denk geliyor. Haute couture'de sıfır beden mevzu bahis değil ama defilelerde mankenlerin 34 beden olması uygun, yoksa üzerinde elbise iyi durmaz. Bir ara Twiggy modası vardı. Ama Twiggy anoreksik görünümlü değildi, ince olmasına rağmen göğsü de vardı, küçük bir kalçası da. O bir tarzdı. Öyle bir moda vardı, geçti. Daha sonra Naomi gibi uzun boylu manken tipi moda oldu ama tabii ki ince mankenin üzerinde çalışmak daha zevkli oluyor. İspanya'da yasağın nedeni defilelere vücut gelişimini tamamlamamış 14-15 yaşında çocukları çıkarmaları. Bu doğru bir şey değil. Ama yasak çözüm değil. İsteyen defilesine zayıf manken çıkarır, isteyen çıkarmaz. Ben defilelerim için 38 beden manken kullanıyorum. Türk mankenlerinin aşağı yukarı hepsi 38 beden. "Top modeller zayıf ama sağlıklı" Hakan Yıldırım (Modacı): Sıfır beden kavramı tamamen uydurma bir kavram. Sıfır beden diyerek sanırım 34 bedenden bahsediliyor. 34 beden olan biri sağlık beslenerek bu kiloda kalıyor olabilir. Dünyaya baktığımızda top modeller 34 veya 36 beden. Sağlıklı görünüyorlar, ciltleri çok güzel. Hastalıklı bir görüntüye sahip değiller. Çünkü dengeli ve sağlıklı besleniyorlar. Ben de defilelerimde 34-36 beden mankenlerle çalışmayı tercih ediyorum. Kıyafetler onların üzerinde daha güzel duruyor. "Türkiye'deki modellerin bedeni 38" Güzide Duran (Model): İspanya'daki yasak 32 beden olanlar için. İki model öldü biliyorsunuz zayıf kalmaktan. Zaten bu kadar zayıf olmak sağlıklı olmadığı için böyle bir yasak getirildi. "O defileye çıksın, bu çıkmasın" gibi açıklamalar yapmak doğru değil. Tersine, öğretici olmak gerek. Düzenli, sağlıklı yemek yiyerek ve spor yaparak sağlıklı kalınabilir. Bir modelin 32 beden yerine, 34-36 beden olması lazım. Ben 36 bedenim. Türkiye'deki mankenlerin geneli de 36 veya 38 beden. Podyumlarımızda 32-34 beden olan bir manken yok. "Çok zayıf mankenler defilelere çıkmamalı" Bennu Gerede (Fotoğrafçı): Fotoğraf çekiminde 34 beden manken de kullanabilirsiniz 40 da. Konsepte bağlı bu. Ama her çekime uymaz. Yüzü hastalıklı durmadığı, sağlıksız görünmediği sürece sıfır beden mankenlerle çalışabilirim. Anoreksik insanlar çoğaldı dünyada. Herkes manken gibi olmak istiyor ve bu tehlikeli bir durum. Bunda medyanın suçu var. İspanya'daki yasak bir yana, basında da çok zayıflığı özendiren yayınları durdurmaları lazım. Bence bu doğru bir karar. Çok zayıf mankenler defilelerde yer almamalı. "Trend bunlar, gelip geçici" Tülin Şahin (Model): Avrupa ve Amerika'daki bedenler farklı olduğu için sıfır beden diye bir kavram ortaya çıkıyor. Bunu başlatanlar modeller değil. Sıfır beden kavramını yaratan "Desperate Hosewives" dizisinin oyuncularından Eva Longoria ve Lionel Ritchie'nin kızı Nicole Ritchie. Onların boyları 1,50. Yoksa 1,80 boyunda bir kadının sıfır beden giymesi mümkün mü? Amerika'daki bedenler 32'den, Avrupa'da 34'ten başlıyor. Bunlara da sıfır beden deniyor. Sıfır bedenler ancak çocuk reyonundan giyinebilirler. Dünyada çalışmadığım ülke kalmadı ve bütün top modellerin 36-38 beden olduğunu söyleyebilirim. Modacılar yeri geliyor daha kilolu mankenleri, yeri geliyor daha zayıf mankenleri istiyor. Bana kalırsa trend bunlar, gelip geçici şeyler. "Bir genç kız hastalıklı bir mankeni neden örnek alsın?" Enis Onat (Fashion TV genel müdürü): İspanya'daki yasağı doğru bulmuyorum. Zayıf mankenlerin gençleri kötüye özendirdiğine de inanmıyorum. O defileyi kaç kişi gelip seyrediyor ve "Aaa zayıfmış" diyor? Şu son 10 yıldır özellikle Paris'te başlayıp diğer yerlere uzanan bir zayıf manken trendi var. Koleksiyonlar genelde 38 beden dikilir ama Paris ve Milano'da 36 beden dikiliyor. 36 beden doğru beden. Vücudun biçimli ve formda olması çok zayıf görünmekten daha önemli. Manken canlı görünmeli. Top modeller arasında sıfır beden olan biri yok. Bir genç kızın hastalıklı görünen bir mankeni örnek alacağını sanmıyorum. Zayıf ve narin görünmeyi kadınlar ister ama "yanaklarım çöksün, kemiklerim fırlasın" diye düşünmez. "36 beden podyum ve fotoğraf çekimleri için ideal" Ömer Taviloğlu (Mudo Yönetim Kurulu üyesi): Mudo koleksiyonları 36 bedenden başlar. Biz sıfır bedeni normal bulmuyoruz. Bazı firmalarda 34 diye bir beden de bulunuyor, herhalde sıfır bedenle 34 bedenin de altında bir beden kastediliyor. Sıfır beden deyince çok sağlıklı bir vücut gelmiyor aklıma. Böyle biri ya zafiyet geçirmiş ya da her şeyi bırakıp kendini zayıflamaya adamış biri olmalı. Vücudu kadar mankenin yüz ifadesi de çok önemli. 36 bedenin mankenlik ve çekimler açısından ideal olduğunu düşünüyorum. Hiç göğsü olmayan bir mankenin elbiseleri iyi taşıdığını düşünmüyorum. Bence bu iş yasakla çözülecek bir konu değil. Ancak talep olmazsa bu geçer. Mankenlerin işi, elbiseyi iyi taşımak. Elbiseyi iyi taşıyamayan manken doğal olarak tercih edilmeyecektir. http://www.milliyet.com.tr/2006/09/25/pazar/axpaz01.html Konu Başlığı: "Minicik Çocuğun Kıyafeti Sıfır Beden Kıza Tam Oldu" Gönderen: crea üzerinde Aralık 01, 2006, 07:15:59 am 8 Kasım 2006
Akşam Gazetesi Minicik Çocuğun Kıyafeti Sıfır Beden Kıza Tam Oldu (http://img406.imageshack.us/img406/6014/a74lg.jpg) İNGİLİZ bulvar gazetesi The Sun, genç kızlar arasında salgın gibi yayılan sıfır beden akımının etkilerini göstermek için bir deney yaptı. Gazete editörleri 7 yaşındaki normal kilodaki bir kız çocuğunun kıyafetlerini, sıfır bedene düşmüş 23 yaşındaki bir modele giydirdi. Küçük kızın kıyafetleri, sıfır beden modele tam oldu. Gazetenin sonuçlarını değerlendiren beslenme uzmanları, 'Bu deneyin sonuçlarını açıklamak için uzman olmaya gerek yok. Minicik bir kızın kıyafetlerini bir yetişkin giyebiliyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Sıfır beden modası büyük sağlık sorunlarına neden oluyor. Sadece İngiltere'de yılda 6 bin genç kız anoreksiya hastalığına yakalanıyor. Bu hastalık bağışıklık sisteminden dişlere kadar tüm vücuda zarar veriyor' dedi. Sıfır bedenin öncüleri arasında Victoria Beckham, Kate Bosworth, Teri Hatcher, Renee Zellweger gibi şov dünyasının tanınan isimleri yer alıyor. Dış Haberler Servisi Konu Başlığı: "Sıfır Tehlike" Gönderen: crea üzerinde Aralık 04, 2006, 07:21:24 am 8 Nisan 2006
"Sıfır" Tehlike! Dünyaca ünlü isimler, sıfır beden olmak için her şeyi deniyor. Ancak son günlerde bunun için başvurdukları bir yöntem, sağlığı tehdit ediyor!. Ölüme Yol Açabilir Türkiye'de şarkıcı Gülşen'in açıklamaları ile gündeme gelen "sıfır beden" tartışması, ABD'de son günlerin en çok konuşulan konularından biri. Ünlü isimlerin zayıflama yöntemlerinin spor ve diyetten ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ama son zamanlarda kulaktan kulağa dolaşan bir söylentide, son derece tehlikeli bir ilacın adı geçiyor. Sıfır beden diyetinin birçok farklı şekli olabilir. Ama ABD'nin ünlü fitness uzmanlarından Chad Mouton, bu diyetin son versiyonunda ölümcül olabilecek bir bileşim olan clenbuterol içerdiğini söylüyor. Bu ilaç, esasen hayvanlardaki astım sorunu için geliştirilmiş. ABD'de Clen diye tabir edilen ilacın atlardaki astım sorunları dışında kullanımı yasak. Kalp atışlarını hızlandırarak hızla kilo verilmesini ve kasların belirginleşmesini sağlayan ilaç, vücut geliştirme dünyasında cut olarak biliniyor. Kalp Krizi Nedeni Bu ilaç, tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Ayrıca bu ilaç testesteron seviyesini artırdığı için kadınları uykusuzluk, depresyon ve sinirlilik riski ile karşı karşıya bırakıyor. Bazıları da bu ilacı kullandıktan kısa bir süre sonra metabolizmanın tekrar yavaşladığını ve bu nedenle kilo alımının arttığını söylüyor. Bir uzman riskleri şöyle anlatıyor: "Bu ilaçlar son derece tehlikeli olabilir. Üstelik yasal olarak satıldıkları için ne kadar saf olduklarını bilmek de imkansızdır." Clenbuterol alımı kalp krizi ve kalp aritmisi riskini artırıyor. Özellikle ünlü isimlerin zayıflamak için çok tehlikeli olan bu yöntemi denedikleri belirtiliyor. http://www.takvim.com.tr/2006/04/08/pap118.html Konu Başlığı: "Aşk Acısına İlaç Çikolata!" Gönderen: crea üzerinde Aralık 20, 2006, 02:25:04 pm Aşk Acısına İlaç Çikolata
Gençlerin üçte biri için aşk hayatında kaybettikleri kilo olarak geri dönüyor. En azından İngiltere'de yapılan bir araştırmanın sonucu böyle. Yeme bozuklukları olan insanların tedavisiyle ilgilenen Priory Grubunun bin genci kapsayan araştırmasına göre gençlerin üçte biri aşk hayatındaki mutsuzlukları karşısında yemek yemeye yöneliyor. Araştırmaya 15 ile 24 yaşları arasındaki gençler dahil edilmiş. Ankete katılanların yüzde 60'ı açlıklarını çikolata ve fast food'la bastırdıklarını söylemiş. Uzmanlar, bunun genel yeme alışkanlıkları konusunda kaygıları artıran bir veri olduğu kanısında. Ayrıca, uzmanlar, rahatlama amaçlı yenen yemeklerin bir süre sonra yeme bozukluğunu getirebileceği uyarısında bulunuyorlar. Yeme Bozukluğu Derneği'nden Sudan Ringwood, yeme bozukluğunun insanların duygularını kontrol etmeye çalıştıkları durumlarda ortaya çıktığını belirtiyor. Yetişkinler de abur cubura meyilli Priory Grubu'ndan Doktor Peter Rowan ise gelecek nesli bu gençlerin yetiştireceğine dikkat çekerek " Yeme alışkanlıklarını çocuklarına geçirecekler, şu anki koşullar devam ederse, yeme bozukluğu olan genç sayısı artmaya devam edecek" diyor. İngiltere'de 1.1 milyon İngiliz yeme bozukluğu teşhisi konmuş, ancak bu sayının çok daha fazla olduğu sanılıyor. Aşk açlığı Prory Grubunun tahminlerine göre İngiltere'de 11 milyon yetişkinin yeme bozukluğu sorunundan muzdarip. Yetişkinlerin yüzde 52'si kendilerini kötü hissettiklerinde çikolata yerken yüzde 25'i abur cubura (cips, gofret, vb.) yöneliyor. Uzmanlara göre en iyi yöntem ise kuşkusuz sorun olduğunu hissettiğinizde hemen yardım istemek. www.haberdergisi.com Konu Başlığı: "En Ölümcül Ruhsal Sorun" Gönderen: crea üzerinde Aralık 21, 2006, 07:56:57 am 6 Aralık 2006
Radikal Gazetesi En Ölümcül Ruhsal Sorun Psikiyatrik hastalıklarda yüzde 13-15'le en yüksek ölüm riski taşıyan anoreksiya için artık yaş da bariyer değil. Çocukların da tutulduğu hastalığa yakalananların yarısı asla iyileşemiyor. REUTERS - LONDRA - Anoreksiya hastalığı artık yaş da tanımıyor. Britanya'da yapılan araştırmalara göre, hastalık ergenlik döneminde olan genç kızlarda bile görülüyor. Anoreksiya teşhisi konulanların yüzde 50'si hiçbir zaman iyileşmiyor, yüzde 20'sinin hastalığı kronik olarak devam ediyor, yüzde 5'i ölüyor. Anoreksiya, psikiyatrik hastalıklar arasında yüzde 13-15'le en yüksek ölüm riskini taşıyor, hastaların çoğu kalp krizi geçirerek ya da intihar ederek ölüyor. Uzmanlar artık yedi yaşındaki çocukların bile bu hastalıklara yakalanabildiğine dikkat çekiyor. Britanya'da, 14-24 yaş arasındaki kadınların yüzde 5 ila 10'unda yeme bozukluğu görülüyor. Tüm kadın nüfusunda oran yüzde 1. Yeme bozuklukları kadınlarda daha çok rekabetçi atletlerde, balerinlerde, koşucularda; erkeklerdeyse vücut yapanlarla güreşçilerde görülüyor. Aileden gelen başarı baskısı, sosyal baskı, aile problemleri hastalığın sebepleri arasında. Başarılı Balerin Ölümden Döndü (http://img201.imageshack.us/img201/6497/073rn.gif) Eski balerin Sarah Wilkinson, bugün 22 yaşında ve Cambridge Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı öğrencisi. 12 yaşındayken, günde bir adet Mars çikolatasını üçe bölüp her öğünde başka bir parçasını yiyen genç kıza, okulda 'ölü kız' ismi takılmış. İncelen vücudunun verdiği güvenle balede başarı kazanan Wilkinson, 14 yaşında günde sadece bir kâse mısır gevreği yemeye başlamış. İki yıl içinde Londra'nın en iyi bale okullarından birine giren Wilkinson günde 5-8 saat dans edip sadece koyu kahve içerek, bazen bir de kuru incir yer hale gelmiş. 1.68 metre boyundaki genç kız 43 kiloya düşmüş, daha da incelmek isterken bu sefer bulimiyaya yakalanmış ve çikolata, bisküvi, dondurmayı tıkanırcasına yemeye, ardından kusarak çıkarmaya başlamış. 19 yaşında Monte Carlo'da dansçı olmak üzere eğitilmek için çok önemli bir burs kazanan Wilkinson, başarısının tadını çıkaramayıp tedavi görmeye başladı. Wilkinson, "Geceleri gözümü kapattığımda kalp krizi geçirip öleceğimden korkuyordum" diyor. Marg Oaten'ın ismini vermek istemeyen kızıysa, anoreksiya hastalığına yakalandığında henüz 10 yaşındaymış. Oaten, 12 yıldır hastalıkla savaşıyor. Konu Başlığı: "Yeme Bozukluğu Depresyona Götürüyor" Gönderen: crea üzerinde Aralık 24, 2006, 08:11:33 am Yeni Şafak Gazetesi
Yeme Bozukluğu Depresyona Götürüyor Özellikle genç kızlar arasında görülen daha ince ve zarif görünmek adına başlayan yediğini çıkarma hastalığı giderek yaygınlaşıyor. Hastalık bir süre sonra kişiyi depresyona götürüyor. Yeme bozuklukları son yıllarda giderek artıyor ve toplumun büyük bir kısmını tehlikeli sonuçlarıyla tehdit ediyor. Bu tarz rahatsızlıkların görülme yaşı ise giderek düşüyor. Özellikle yeme bozukluğu görülenler arasında ergen ve genç kadınlar ilk sırada. Memorial Hastanesi'nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu yeme bozukluğunun kişide önemli ruhsal ve bedensel sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Yeme bozukluğu olan kişilerin özgüveni az olanlarda daha fazla ortaya çıktığını söyleyen Tokgöz, bu kişilerin ruhsal haritasını şöyle çiziyor: "Öz güveni az olan kadınlarda daha fazla ortaya çıkıyor. Bu kadınlar genelde fiziksel imajlarını olumsuz görürler ve zayıflığın, inceliğin benlik değerlerini artıracağına inanırlar. Yeme bozukluğu olan kişilerin yüzde 40 ila 80'in de depresyon vardır. Özellikle kusma (bulimia) ile depresyon arasındaki bağ daha güçlüdür. Bildiğimiz bir şey var ki; olumsuz duygular insanda yeme davranışını tetikler. Ve aynı zamanda fiziksel görünüşünden memnun olmayan kişi depresif duygular yaşar. Harvard Yeme Bozuklukları Bölümü yayınladığı bir raporda kadınların yüzde 80'inin her sabah uyandığında kendilerini görüntülerinden dolayı depresif hissettiklerini açıklamıştır. " Kusarak yediğini çıkarma Genellikle 15-19 yaşlarında ya da daha erken, ya da geç yaşlarda da ortaya çıkabilen yediğini çıkarma "Bulimia Nervosa" (BN) bir tür yemek yeme bozukluğu hastalığı. Bulimia Nervosa yani yediğini çıkarma hastalığı hakkında Tozlu şu bilgileri veriyor: "Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına krizler halinde tekrarlayan yemek yeme nöbetleri ve devamında suçluluk ve utanç duygusunun yaşandığı bir bozukluktur. İki üç kişinin yiyeceği yemeği bitirince bu seferde kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı arttırıcı ya da idrar söktürücü ilaçlarla ya da aşırı sporla kalori kaybetmeye çalışır." http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/mayis/10/sg02.html Konu Başlığı: "Türkiye Diyetlerle Şişmanlıyor" Gönderen: crea üzerinde Aralık 26, 2006, 07:31:02 am 03-2005
Her gün gazete ve televizyonlarda ayrı bir diyet listesi görmek mümkün. Uzmanların tavsiye ettiği diyetlere özenle başlanıyor, kilo kayıpları sevindiriyor. Ancak, her şey iyi gidiyor gibi görünse de Türkiye şişmanlıyor... Uzmanlara göre diyeti medya dayatıyor. Böylece insanların da psikolojisi bozuluyor. "Dikkat! Aldığınız her kilo boşanma sebebi olabilir. Bir ayda 10 kilo vermek mümkün. Oturduğunuz yerden zayıflamanın sırrı çözüldü. Gökkuşağı diyetiyle bahara merhaba. Düğme rejimiyle düğmeler kapanacak." Bu ifadeler, hemen her gün gazete köşelerinde ya da televizyon ekranlarında diyet haberlerini duyuran anonslardan sadece birkaçı... Sayfalara atılan başlıklar, her defasında merak uyandırıyor ve insanların zihninde "Acaba bu sefer doğru mu?" fikrinin uyanmasına sebep oluyor. Nitekim insanlar da bu tür haberlere kayıtsız kalamıyor. Sabah gazeteler okunurken ilk önce diyet haberlerine göz atılıyor; ekran başında ünlü bir sanatçının uyguladığı diyet kürü haberi büyük bir merakla izleniyor. Zaman içinde diyet listeleri ya da diyetisyenler değişse de bu tür haberlerin kamuoyuna takdimi asla değişmiyor: Mucize diyetler hep hayatımızı değiştiriyor! İri puntolarla ve gürültülü anonslarla duyurulan diyet öyküleri hakikaten halkımızın incelmesine yardımcı oluyor mu acaba? İstatistiklere göre hiç de öyle değil. Bugün, Türkiye'deki nüfusun yüzde 35'i şişman, yani obez. Avrupa ortalamasının da üstündeki bu oranla giderek, obezliğin yüzde 40'ları aştığı ABD'ye yaklaşıyoruz. İnsan ömrünü kısaltan fazla kilolar bir sağlık problemi olunca, medya da ister istemez sayfalarını ve ekranlarını diyet haberlerine açıyor. Diyetisyenler köşe yazıyor, uzman doktorlar sağlıklı yaşam programları yapıyor. Peki sonuç? Bu kadar habere ve öneriye rağmen insanlarımız yine de şişmanlıyor. Zira, beslenme uzmanı, diyetisyen ve psikologlara göre, medya üstüne düşeni yapıyor gözükse de aslında "sağlıksız" diyeti öğretiyor. Tavsiye edilen diyetleri uygulayanlar arasında yeme içme bozuklukları, yediğini istifra etme problemi gibi birtakım rahatsızlıkların görülmesinin temel sebebi de bu; doktor kontrolünde yapılmayan diyetler... Üstelik vücut, bunlar yüzünden başka hastalıklara yakalanıyor. O zaman insanın aklına, "Acaba medya tirajını artırmak veya reytingini yükseltmek için mi insanlara bu kadar fazla diyet haberini servis ediyor?" sorusu geliyor... Başlık, "Zayıflatan Makarna" olmalı Konuyla ilgili uzmanların görüşleri oldukça farklı. Ortak bir noktada birleşmeleri ise neredeyse imkansız. Çünkü, ortada 100 milyar dolar civarında devasa bir sektör var. Bir de büyüğü küçüğü, yaşlısı genciyle ne sunulursa onu tatbik eden bir kitle de... Dolayısıyla, sektördeki her meslek grubu ya da kurum bu büyük pastadan dilim kapmaya çalışıyor. Doğal Tıp Derneği Başkanı ve Ayurveda (sağlıklı yaşam) Uzmanı Dr. Ender Saraç, "Medya dayatıyor." tezinin tam olarak doğru olmadığını söylüyor. Ona göre, bazı medya kuruluşları kulaktan duyma ya da yabancı moda dergilerinden tercüme diyetleri öneriyor. Bazıları da işi ciddiye alarak, bu alanda kendini kanıtlamış hekimlerle çalışıyor ve daha sağlıklı bilgiler veriyor. Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı ve Obozite Derneği Üyesi Fatoş Özcan, diyetin dayatılmasında medyanın payının büyük olduğunu söylüyor. "Büyük gazetelerden biri 'zayıflatan makarna' başlıklı bir yazı istiyor benden. 'Zayıflatan makarna' olmaz; ama diyette makarnanın nasıl tüketilmesi gerektiğini yazabiliriz." dediğimde ise "Bunu istemiyoruz" diyerek yazımı kabul etmiyor. Çünkü, "zayıflatan makarna" başlığı prim yapıyor. Bunu yazabilecek birini bulup yine de yayımlıyorlar." diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, "medya dayatıyor" fikrine katılmıyor. Müftüoğlu, medyanın genel anlamda diyet sektörünün parçası haline geldiğini; işinin tanıtmak ve iletmek olduğunu; bundan dolayı da kurulmuş bir bağın var olduğunu düşünüyor. Bu bağın getirisi olarak da medyada sık sık diyet haberlerine yer veriliyor. "Diyet sektörü medyayı kullanıyor" Doğan Grubu Sağlık Danışmanı ve İç hastalıkları uzmanı Dr. Gündüz Tezmen, medyanın diyet sektörünün bir parçası olduğunu; fakat bunu bilerek yapmadığını söylüyor. Zamanla, bu sektörle medyanın bir bütün haline geldiğini vurgulayarak, "Sonra tıp hafife alınmaya, sanki konfeksiyonda tek tip elbise dikilir gibi diyet listeleri yayımlanmaya başladı. Medya her zaman aracı oldu, istemeden rol aldı." diyor. Tüzmen'e göre, medyanın hit almak gibi bir derdi var. Zaafın farkında olan sektör, medyayı kullanıyor. "Diyet Listeleri Çöpe" ve "Diyetsiz Zayıflıyorum" isimli kitaplarıyla bütün diyetlerin insan hayatıyla oynadığını savunan Dr. Ozan Tunçer'e göre, medya diyet sektörünün ayrılmaz parçası. Gazeteler arasında inanılmaz bir rekabet söz konusu. Biri haftada 4 kilo verdirecek diyeti yayımlarken, diğeri 5 kilo verdireni yayımlamak için çabalıyor. Bu koşuşturma içinde gazeteler farkında olmadan sektörün parçası haline geliyor; hatta zaman zaman sektör tarafından yönlendiriliyor. Peki, bu çıkar ilişkisinde medyanın kazancı nedir? Bu sorunun cevabı, konuya nereden ve ne şekilde baktığınıza göre değişiyor. Dr. Ender Saraç, medyanın bütün faaliyetlerine rağmen direkt bir menfaati olmadığı görüşünde. Çünkü bu tarz haberler özellikle bayanların yoğun ilgisi nedeniyle çok rağbet görüyor. Bu da onlar için yeterli. Saraç'a göre, aslında karşılıklı bir menfaat söz konusu: "Daha önce çalıştığım gazetede Ramazan ayında bilinçli beslenmenin püf noktalarını anlatan yazı dizisi hazırlamıştık. Amaç bedeni yıpratmadan, kilo almadan Ramazan'ı geçirmekti. Çok ilgi topladı. Benim de, gazetenin de, okuyucunun da bir çıkarı vardı. Benim çıkarım maneviydi, işimi iyi yaptığımı düşündüm. Gazetenin çıkarı daha fazla satış yapma ve Ramazan'da bilinçli beslenme programı veren ilk gazete olmasıydı. Okuyucunun çıkarıysa midesi yanmadan, kan şekeri düşmeden, kabız olmadan, tansiyonu çıkmadan bir Ramazan geçirmekti." Diyet her zaman çözüm mü? Dr. Ozan Tunçer ise iki aşamalı bir menfaat olduğunu düşünüyor. Bu tarz haberlere ilgi olduğu için tiraja etki yapıyor ve bu yolla sektörden reklam alma imkanı genişliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatoş Özcan, medyanın ilgi fazlalığı olan alanlara yoğunlaştığına dikkat çekerek, "Medya, ilginin üstüne gitmek istiyor. Fakat cahilliği ortada. Adının başında Dr. olan herkese diyeti sorup yer veriyor. Medya için medyatik bir yüz olması yeterli. Medya, gözcüye görünmesi gerekirken cildiyeye gidiyor." diyor. Aslında diyet her zaman çözüm olmuyor. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, gazete ve televizyonlarda verilen listelere göre bilinçsizce diyet yapıldığını; kısıtlama dolu günlerin ardından beslenmede kontrol kaybı oluştuğunu ve gece kalkıp yemek yeme dürtüsünün yaşandığını söylüyor. Müftüoğlu'na göre, diyet güzellik ve obozite için olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Televizyon programı 13 kilo aldırdı Fakat, her ne sebeple yapılırsa yapılsın, bilinçsizce uygulanan diyet obezliğin kapılarını açıyor. Bu görüşe Ender Saraç da katılıyor. Ancak, kendisinin uyguladığı yöntemlerin şimdiye kadar obezliğe yol açmadığını da hatırlatıyor. Uzman doktorların tezlerini birebir doğrulayan örnekler toplum içinde o kadar çok var ki... Döndü Ölmez bunlardan biri. 32 yaşında ve ev hanımı. Kadın programına konuk olan diyetisyenin konuşmalarından etkilenir ve diyet yapmaya karar verir. Ancak, hayatı bir süre sonra kâbusa döner. 70 kiloluk ev hanımı bir anda 83 kilo olur. "Çocukluğumdan beri hiç zayıf olamadım. Kadın programındaki diyetisyen, uygulamayı o kadar basitmiş gibi anlattı ki ben de korkacak bir şey olmadığını düşünerek uygulamaya karar verdim. Uzman listeyi açıklamaya başlayınca videoyu çalıştırdım, tüm tavsiyeleri kaydettim. Beni forma kavuşturacak listeyi de buzdolabının kapağına astım." diye anlatıyor, başından geçenleri. Diyetin ilk haftası gayet rahat geçer. 2 kilo vermiştir. Psikoloji olarak da kendini hazırlar ve yemek fikrini aklına bile getirmez. İkinci hafta 3, üçüncü hafta 2 kilo derken, toplam 10 kilo verir. Ancak, bir süre sonra yeme dürtüsünün bastırılmasından mütevellid bazı sorunlar ortaya çıkar. Daha kolay sinirleniyor ve yakın çevresini rahatlıkla rencide ediyordur. Bir gün, iş dönüşü eve gelen eşi Fatih Ölmez'le ortada ciddi bir sebep yokken tartışırlar. Döndü Hanım'ın sinirleri yaşadıklarını kaldırmaz ve o gece boyu sürekli bir şeyler yer. Midesi kaldırmaz istifra eder. O geceden sonra Döndü Ölmez, normal hayatına ve kilolarına geri döner. Şimdi, diyetin gereksiz olduğunu düşünüyor: "Yaşadıklarımın üstünden sadece üç ay geçti. Şimdi 83 kiloyum. Diyet yaptığım için pişmanım. O kadar uğraştım ama aynaya baktığımda daha şişman bir kadın görüyorum." İki çocuk annesi Esra Altınsoy'un (29) hikayesi de farklı değil. Ev hanımı Altınsoy, diyet furyasına ikinci çocuğunu dünyaya getirdikten sonra kapılır. Aldığı 20 kilo Esra Hanım'ın hareketlerini kısıtlar. Eşi, Esra Altınsoy'u kilolu görmekten hoşlanmaz. Hatta bu durumu sürekli dile getirir. Diyetisyen yardımı almaya karar veren Altınsoy, eve elinde listelerle döner. Diyet yaparken hiç zorlanmaz. Hatta gün geçtikçe doktorunun listesinde verdiği kısıtlı yiyecekleri bile yiyemez hale gelir. Şimdi kilo alınca seviniyorum Kendi tabiriyle midesi artık ona küsmüştür. Kısa sürede 30 kilo verir. Ancak, aşırı kilo kaybıyla birlikte direnci de gün geçtikçe düşer. Halsizlikten sık sık bayılır. Bunun üzerine kendisine haftada bir serum takviyesi yapılır: "Keşke eskisi kadar kilolu ama sağlıklı olsaydım. Artık halim yok. Yemek yiyemiyorum. Yerken çok zorlanıyorum. Beni ayakta tutan serum ve vitaminler. Eşim de bunlara kendisinin neden olduğunu düşünerek üzülüyor. Önceden bir kilo verdiğim için üzülürken şimdi alınca seviniyorum." Medya organlarında boy gösteren pek çok diyetisyenin hep aynı kişiler olması gözlerden kaçmıyor. Dr. Ozan Tunçer, hep aynı kişilerin öne çıkarılmasının medya tarafından belirli plan içinde yapıldığını iddia ediyor. Tunçer'e göre, medya kendi kriterlerine göre belirlediği birini iletişim organları aracılığıyla tanıtıyor; reklam haberlerle destekliyor; tanınmasını ve halkın güvenini kazanmasını sağlıyor. Son olarak da kendisine ya bir köşe veriyor ya da sık aralıklarla televizyon programına davet ediyor. Böylece, diyetisyeni aşamalı olarak insanlara dayatmış oluyor. "Belki de dayatılan kişi benim" Dr. Ender Saraç, medyanın dayattığı diyetisyenlerin olduğunu kabul ediyor. On yıl kesintisiz eğitim alarak bu alanda söz söylemeye hakkı olduğunu dile getiren Saraç, "Belki dayatılan kişilerden biri de benimdir." diyor. "Dayatma" kelimesinin çok ağır olduğunu düşünmeyenler de yok değil. Örneğin, uzman diyetisyen Fatoş Özcan. Dayatmadan ziyade; medyanın önüne gelene teklif getirmek gibi bir tutum içinde olduğunu öne sürüyor. Diyet-medya ilişkisi sadece diyetisyenlerle sınırlı değil elbette. Medyada yapılan haberlerin, verilen diyet listelerinin, önerilen ürünlerin sık sık değişmesi, üstelik bunların kısa aralıklarla birbiriyle çelişmesi de büyük handikaplar doğuruyor. Şüphesiz, bu tür haberlerin sebebi bilimsel gelişmeler değil. Bir gün "karbonhidrat tüketmeyin" diyen gazete, ertesi gün karbonhidrat rejimi veriyor, protein rejiminin en ideal kilo verme metodu olduğunu daha yeni söylemişken ardından fazla tüketilen proteinin kalp ve damar rahatsızlıklarına sebep olduğunu açıklıyor. Bütün bu çelişkiler okur ve izleyicinin kafasını karıştırıyor. Hangi diyeti yapmaya başlasa birkaç gün sonra ya başka bir versiyonu çıkıyor ya da günlerdir çabaladığı diyetin "fos" olduğunu anlıyor. Üstüne üstlük bozulan yeme düzeninin acısını daha da çok yiyerek çıkarıyor. Uzmanlara göre, diyet listesinin verilmesi anlamsız. Zira, biri için uygun olan liste diğerinin hastalanmasına sebep olabilir. 1200 kalorilik diyet birini zayıflatırken diğerinde aynı etkiyi yapmayabilir. Herkesin maddi imkanları, çalışma şartları, yaşam hızı ve damak zevkine göre kendi listesini hazırlatması, sağlıklı yaşam mantığını kavrayıp hayatının merkezine alması gerekiyor. Diyet konusunun bir de psikolojik boyutu var. Kendini "kilolu" kabul eden biri, uyguladığı diyete rağmen fazla kilolarını veremediğinde bunalıma girebiliyor; sürekli vücudun isteklerine karşı koyduğu için evinde ya da iş yerinde anlık patlamalar veya hayata karşı tahammülsüzlükler gösterebiliyor. Hele bir de kilo veremiyorsa işler daha da içinden çıkılmaz hal alıyor. Medya organlarının insanları diyete özendirdiğini söyleyen Doğan Grubu Sağlık Danışmanı Dr. Gündüz Tezmen, yapılan haber ve yorumlar sayesinde toplumun zayıf insana gıpta eder hale geldiğini, şişman insanların kendilerini daha kötü hissetmelerine sebep olduğunu, özellikle gençlerin "bir deri bir kemik" mantığına şartlandığını belirtiyor. Psikolog Farika Teymur Artır, medyanın en önemli etkileme aracı saydığı medya yoluyla alınan bilgilerde unutma oranının sadece yüzde 10 olduğuna dikkat çekiyor: "İdeal boy ve kilo sınırları var. Bu ölçüler iyice aşağıya çekiliyor. Sunulan değerler sağlıksız olduğu halde medya sağlıklıymış gibi gösteriyor. İnsanların üstünde psikolojik baskı kuruyor. Diyet, yeme bozukluklarına neden oluyor, biyokimyaları bozuyor. Takıntılar başlıyor. Yemekten sonra yaşanan suçluluk istifra ile sonuçlanıyor. Yemek yemek sosyal bir olayken sırf diyetler nedeniyle toplumdan kaçılıyor. Böylece, yaşanan depresyonun şiddeti artıyor." Medyanın sesi kısılmış Haberimizin başından bu yana medya organlarının özellikle de gazetelerin diyet ve sektörle olan ilişkisini, etkilerini anlatmaya çalışıyoruz. Medya gruplarına da söz verip konuyla ilgili düşüncelerini onların ağzından öğrenmek istedik. Ancak, bu tarz haberlere hemen her gün yer verdiği bilinen gazetelerin hiçbiri, konu hakkında olumlu ya da olumsuz bir açıklama yapmak istemedi. Her zaman sesini duyurmaya çalışan medya, bu konuda susmayı tercih etti. Kim bilir belki de onlar haber konusunda diyet yapıyordur... Tuba Kabacaoğlu Aksiyon Dergisi/ 03-2005 Konu Başlığı: "Zayıflama Hastalığına Yenik Düşmeyin" Gönderen: crea üzerinde Aralık 26, 2006, 07:32:40 am Zayıflama Hastalığına Yenik Düşmeyin
Yeme bozukluğu olarak tanımlanan Anoreksia Nervoza ve Bulimia Nervoza incecik olmak isterken sağlığı ciddi şekilde bozuyor. Zayıf kalarak daha güzel görünmek amacıyla, Avrupa'da özellikle genç kadınlar arasında giderek artan yeme bozuklukları sağlığa büyük ölçüde zarar veriyor. Psikiyatrik bozuklukların fiziksel belirtileri olarak ortaya çıkan Anoreksia Nervoza (AN) ve Bulimia Nervoza (BN), çok fazla vücut yağı olduğuna dair kaygıların bir sonucu olarak gelişiyor. Yeme bozukluğu olanlar vücut şekillerinden rahatsızlık duyarlar ve karşı konulmaz bir zayıf olma hissi taşırlar. Özellikle zayıflığın bir ideal olarak gösterildiği endüstri toplumlarında bu hastalıklar çok yaygındır. Mankenler ve sinema yıldızlarında da çok görüldüğünden 'manken hastalığı' olarak da bilinir. Vücudu etkiliyor Yeme bozuklukları vücutta belirgin tıbbi komplikasyonlara yol açıyor. Bunların başında beyin, kalp-damar sistemi, sindirim sistemi, sinir sistemi, kan tablosu, endokrin sistem, metabolizma, kemikler ve dişler geliyor. Ciltte ise ayva tüylerinin artmasına, sürekli elini ağzına sokarak kusma girişiminden dolayı kişilerin ellerinin dış kısmında nasır oluşmasına yol açar. Ayrıca, yüksek asidik mide suyunun etkisiyle diş minesi erozyonları meydana gelir. Bunların yanı sıra ciltte pek çok sorun ortaya çıkar. Cildi yıpratıyor Alman Nişantaşı Kliniği dermotoloji uzmanlarından Dr. Belma Bayraktar, yeme bozukluklarının insan sağlığına çok sayıda olumsuz etkisinin bulunduğunu ifade ederek şöyle söylüyor; "Cilt kuruması da yeme bozukluğunun sonuçlarından biridir. Kuruluk renk artışıyla daha sık görülür. Bu görünüme 'kirli cilt' de denilir. Yağ bezi aktivitesindeki azalma, hipotiroidi, vitamin ve element yetersizliğine bağlı cilt yağlarındaki azalma bu durumdan sorumludur. Sivilce ve soğuk eller ve ayaklar da sık rastlanan bulgulardandır." Bu hastalıklar psikolojik kökenli olduğundan kişilerin mutlaka bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. www.showtv.net Konu Başlığı: "Barbie Bebek Mutsuz Çocuk Doğurdu" Gönderen: crea üzerinde Aralık 27, 2006, 01:55:48 pm Barbie Bebek Mutsuz Çocuk Doğurdu
LONDRA - Kız çocukların bir numaralı arkadaşı Barbie bebekler, yeme bozukluğu olan mutsuz nesillerin yetişmesine yol açıyor olabilir. Geleneksel vücutlardan çok daha zayıf olan Barbie'ler, kızların gerçekçi olmayacak ölçüde zayıflamak istemesine neden oluyor. Araştırmacılar bu durumun kızların ileriki yaşlarda dış görünüşleriyle ilgili kendilerini güvensiz hissedip yeme bozukluğu geliştirebileceklerini ifade ediyor. Sussex Üniversitesi'nden Helga Dittmar'ın yürüttüğü araştırma raporunda, "Bu aşırı zayıf şekiller kızların vücutlarına saygısını azaltmakla kalmıyor, gerçek vücut ölçülerinden tatmin olmayarak daha zayıf vücut istemelerine de yol açıyor" deniliyor. Developmental Psychology dergisinde yayımlanan araştırma kapsamında biri Barbie, diğeri daha büyük vücut ölçülerine sahip iki oyuncak bebek görüntüsünün, yaklaşık 200 ilkokul öğrencisi kız çocuğu üzerindeki etkileri incelendi. Araştırmacılar sadece 100 bin kadından 1'inin Barbie vücuduna sahip olabileceğini de ekliyor. Barbie'yi üreten Mattel'in sözcüsüyse, "Barbie, kızların büyüdüklerinde istedikleri her şey olabileceklerini hayal etmelerini sağlıyor" dedi. Times Dergisi Konu Başlığı: Ynt: BASINDA YEME BOZUKLUKLARI Gönderen: teresa üzerinde Aralık 27, 2006, 02:15:41 pm (http://www.vatanim.com.tr/pics/gulumsefoto/10306_51_1.jpg)
HATİCE İYİLEŞİYOR :) :) :) Artık yemek yedikçe hayattan daha çok zevk alıyorum Nişanlısına daha güzel görünmek ve arkadaşlarının şişmansın sözlerinden kurtulmak isteyen Hatice Danabaşın başladığı diyet onu ölümün kıyısına kadar getirdi Uzun süre hasta olduğuna inanmayan ve 19 kiloya kadar düşen Danabaş, şimdi 30 kilo ve kilo aldıkça da daha mutlu oluyor Hatice Danabaşın 3 ay önce bir gazeteye verdiği röportajı okuduğumda inanamamıştım. 28 yaşında 1.50 boyunda ve sadece 19 kilo olan bu genç kadın, şişman olduğunu iddia ediyordu. Daha sonra onu televizyon ekranlarında da görmeye başladım. Kısacık boyu, dökülmüş dişleri ve sadece kemiklerini örten derisine rağmen Ben hasta değilim. Aynaya baktığımda kendimi şişman görüyorum diyordu. İlk başlarda söylediklerini ciddiye almadım ama tam da o dönemde sıfır beden mankenler tartışılıyordu ve anoreksiya nevroza diye bir hastalık yeniden gündeme geldi. Kişi, ne kadar zayıf olursa olsun kendisini şişman algılıyordu. Haticenin açıklamaları karşısında Seda Sayan onu Ankaradan İstanbula getirtti ve şu anda JFK Hastanesinin Basın ve Medya Müdürlüğünü yapan kardeşi Nursel Sayan tedavisini üstlendi. 3 aydır bu hastanede tedavi gören Hatice tam 30 kilo oldu. Onunla buluşmak için hastaneye gittiğimde karşımda nasıl bir kadın göreceğimi merak ediyordum. Onu en son gördüğümde bir deri kemikti. Odasının kapısını açtığımdaysa karşımda yanakları dolgunlaşmış, makyajını yapmış bir Hatice vardı. Renkli kıyafetleri ve gülümseyen yüzüyle röportaja başladık... Kendini nasıl hissediyorsun? İyi hissediyorum çünkü artık rahat rahat merdivenleri inip çıkabiliyorum. Yemek yemekten keyif alıyorum. Peki aynaya baktığında ve tartıldığında neler oluyor? Artık tartıları ve ölçüleri unuttum. Kilolu görünmek önemli değil, önemli olan sağlık. Daha sağlıklı ve kendimi iyi hissettiğim sürece kaç kilo almam gerekirse alırım. Bu aralar keyifle tartılıyorum. Çünkü kilo aldıkça daha rahat hareket ediyorum. 3 ay önce tam tersini söylüyordun. Geçen süre neyi değiştirdi? Ölüme yaklaşınca yaşamın ne kadar önemli olduğunu anladım. Hastaneye geldiğimde diyetisyenim ve psikiyatristim hastalığım hakkında beni bilgilendirdiler. Ama ben tatmin olmadım. Bana kitaplar verdiler ve hastalığım hakkında her şeyi öğrendim. Ben ölüm riski çok yüksek olan bir hastalığa yakalandım. Bunu artık kabul ediyorum. Ben hastayım dedim. Kilo alma korkum da yok. Hastalığını nasıl tanımlıyorsun? Bu benim kafamdan uydurduğum bir hastalıktı. Psikolojik bir sorun. DİYETİSYENİM BENİ HAYATA MOTİVE ETTİ Brezilyalı bir manken seninle aynı hastalıktan öldü... O haberi okuduktan sonra artık yemek yemeliyim ve ben ölmemeliyim dedim. Geçmişe dönüp baktığında pişman olduğun şeyler var mı? Tabii ki var ama olan oldu. Keşke kendisine güzel görünmek için zayıfladığım nişanlım beni terk ettiğinde bu kadar üzülmeseydim. Bana şişman diyen arkadaşlarımın söylediklerini kafama takmasaydım. Ama artık değiştim ben. Nişanlımın, ailesinin ve arkadaşım zannettiğim insanların karşısına geçip sağlıklı olduğumu göstermek istiyorum. Ben güçlü bir kızım ve yıkılmadığımı görmeliler. Bugüne kadar kilo almayı reddettin. Seni yeniden kilo almaya motive eden ne? Bugüne kadar gittiğim diyetisyenler kiloluydu. Ama şimdiki diyetisyenim Aynur abla (Kumsel) zayıf ve çok alımlı. Fazla kilo almayacağımı ve sağlıklı kalacağımı söyledi. Ona çok güvendim. Hedefim diyetisyenim gibi olmak. Çünkü en güzel diyestiyen benimki. Benimle o kadar ilgileniyor ki... Sırf ben yemek yiyeyim diye o da sürekli benimle yemek yiyor. İyileşince Seda Sayanla çalışacağım Bundan sonra amacın ne? Çalışmak ve aileme bakmak istiyorum. Ailem benim için hem sağlığını hem de parasını kaybetti. Para kazanınca ilk işim annemi çalıştırmamak olacak. O otursun evde bana yemek yapsın. Nasıl bir işte çalışmak istiyorsun? Seda Sayan benim tedavimi üstlendi ve onun sayesinde hayata dönüyorum. İyileşince onun yanında çalışmak istiyorum. Bana söz verdi. Tedavin bittikten sonra hayatında neler değişicek? Bu hastalığa 5 yılımı verdim. Bir 5 yılımı daha veremem. Bundan sonra hayata sıfırdan başlayacağım. Fethi diye biriyle görüşüyormuşsun... Seda Sayanın programına katılmıştım. Ben senin arkadaşın olmak istiyorum dedi. Şimdi yanıma geliyor, telefonda konuşuyoruz. Bana 55 kilo olmalısın diyor. Günde 8 öğün yemek yiyorum En sevdiğin yemek ne? Balık ve patates kızartmasına bayılıyorum. Sürekli onları yiyorum. Günde kaç öğün yemek yiyorsun? 8 öğün. Az ama sık yiyorum. İstediğim her şeyi yiyebiliyorum. Sadece tatlı yiyemiyorum. Çikolata yemeyi ve gülmeyi çok istiyorum. Dişlerim dolayısıyla yapamıyorum. Ama biraz daha kilo alınca dişlerim yapılacak ve artık gülebileceğim. İdeal kilon kaç olmalı? Kırk beş. Daha 15 kilo alacağım. Kendine bir hedef koydun mu? Ne kadar sürede iyileşeceksin? İki ay sonra daha iyi göreceksiniz beni. Hatta işe başlamış olacağım ve siz yine benimle röportaj yapmak isteyeceksiniz. Daha önceki röportajlarında kaybettiklerinin farkında değildin. Ya şimdi? O günler geçti. Okuduğum zaman bunları ben mi söylemişim diyorum. Eski fotoğraflarıma bakınca Çok kötüymüşüm, ne kadar hastaymışım diyorum. Aynur Kumsel, Diyetisyen Popomu elletip kilo almasını sağlıyorum Geldiğinde serumla besleniyordu. Artık her şeyi yiyebiliyor. Her gün onunla konuşuyorum. Beni kendisine model olarak alıyor. Sırf yemek yesin diye onunla yemek yiyorum. Benim yediklerimi görünce Benim de şişmanlamam gerek diyor. Ancak şimdi de tek tip beslenmeye yöneldi. Ona kalsa her gün balık yiyecek. Ara öğünlerde kuruyemiş ve meyve yiyor. Eskiden 1 hamsi yediğinde doyuyordu. Şimdi 10 tane yiyor. Kadınlığı hissetmesini istiyorum. Kalçası yok, kilo alırsa nasıl olacağını göstermek için ona popomu ellettiriyorum. Konu Başlığı: "Yeme Bozukluğu Ergenlikte Başlıyor" Gönderen: crea üzerinde Aralık 28, 2006, 09:07:53 am 7.04.2005 Akşam Gazetesi Yeme Bozukluğu Ergenlikte Başlıyor Çocuğunuz, aşırı zayıf olmak için aç kalıyor, yediklerini kusuyor, yemek ataklarında kontrolsüzce yiyorsa mutlaka bir doktora danışın. Uzmanlar, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazanılmasında ailelerin önemli rolü olduğuna dikkat çekiyor. Kimisi elinde tabak saatlerce bir lokma yemesi için yalvarıyor. Dr. Ela Tahmaz, '9-10 aydan, bir yaşından itibaren sizinle birlikte mama sandalyesinde sofraya oturmalı. Yemeğini kendi yemeli' diyor. Çocuklarda iki tip yemek bozukluğu görülüyor; anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza. Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Tıbbi Genetik Uzmanı Dr. Ela Tahmaz, çocuklarda görülen yemek bozukluğu ile ilgili merak edilenleri anlattı: Anoreksiya nervoza, daha sık görülüyor. Yemek yemeyi reddediyorlar. Genelde en sık adolesan kızlarda görülüyor. Yani 10-18 yaş arasında daha sık rastlanıyor. Toplumdaki görülme oranı ise yüzde 1-5. Genelde kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Bu oran 20'ye birdir. Ailesel yatkınlık var, ailesinde anoreksia nevroza olan çocuklarda risk daha yüksek. Bu bozukluğun görüldüğü çocuklardaki ortak kişilik özellikleri; çok mükemmeliyetçiler, kendilerine çok fazla değer vermiyorlar, birçoğu hafif fazla kilolu. Bu çocuklar çoğu zaman vücut görüntüsünü yanlış algılıyor. Zayıf olmasına rağmen şişman olduğunu düşünüyor. Bu çocuğu zayıf olduğuna ikna etmek çok zordur. Göğüs ve kalçalarının çok büyük olduğuna inanıyor. Beslenme bozukluğu oluyor, yemekten kaçınıyorlar. Vitamin eksikliğine bağlı saç dökülmeleri, kıllanmalar, deride birtakım değişiklikler oluyor, adet gören kızlarda adet kesiliyor. Yaşa ve boya göre normal olan vücut ağırlığında kalmayı reddediyorlar. Yoğun olarak kilo alma korkuları var. Sorunlu ailelerin çocuklarında ortaya çıkma riski artıyor. Psikolog ve psikiyatristlerle birlikte ailenin yapısı incelenmeli. Normal beslenme alışkanlığı geri kazandırılmalı. Eğer çok kilo kaybetmişse; kilo kaybı yaşına ve boyuna uygun olan vücut ağırlığının yüzde 25'ini geçtiyse hastanede yatırmak gerekiyor. Kalp-ritim bozukluğu, intihar eğilimi varsa mutlaka hastaneye yatırılmalı. Gerekirse damardan beslenme yapılır. Yüzde 20'sinde kalıcı sorunlar olabiliyor. Tedavisi başarıyla sonuçlananların yüzde 20'sinde tekrarlama riski var. Hastaların yüzde 30'unda bulimia gelişiyor. Blumik çocuklar Çocuklarda görülen ikinci tip yemek bozukluğu olan bulimia yemek krizi ataklarına neden oluyor, daha sonra kendilerini kusturuyorlar. Kontrollerini kaybedip aşırı yemek yiyorlar. Yüksek karbonhidratlı ve yağ içeriği olan yiyecekleri tüketiyorlar. Bazen lezzeti olmayan yemek atıklarını bile yiyebiliyorlar. Bir kısmı kendini kusturuyor, ishal yapıcı, bağırsakları temizleyici, vücuttaki suyun kaybına neden olan ilaçları içiyorlar. Bunların kilo kaybettirici özellikleri olduğunu düşündükleri için kullanıyorlar. Bu ilaçların kronik kullanımları metabolik bozukluklara neden oluyor. 10 yaşından sonra görülüyor. Yetişkinlerde de ortaya çıkabiliyor. Yemiyorsa zorlamayın Dr. Ela Tahmaz da birçok doktor gibi çocukların kendi başına yemek yemelerinden yana, bu konuda ailelerin izlemesi gereken yolu anlatıyor: 9-10 aylıktan itibaren, bir yaşından sonra sofrada oturtulmalı. Sabah, öğlen ve akşam öğününü aile ile birlikte sosyal ortamda yemeli. Bu çocuklara erken yaşta sofrada yemek yeme ve öğün atlamama alışkanlığı kazandırıyor. Ailesiyle masada oturan çocuk, çatalı-bıçağı eline alıp masada yapılanları taklit ediyor. Yemekleri etrafa dökmesi önemsenmemeli. Annenin gözü her zaman üzerinde olmalı. Anne-baba arada sırada yardımcı olmalı. Masada yemeğini kendi başına yemesi, ileride her şeyi kendi yapması açısından bir başlangıç. Çocukların iştahı normal aileler sabırsız İştahı olmayan, az yemek yiyen çocuklara bakıldığında ailelerin yemek konusunda üzerlerine çok fazla düştüğü görülüyor. Annesi etrafında yemek tabağıyl |