|
Tam 10 yıl önceydi. Bir yaz günü. Türkiye’nin güney sahillerinde oturuyoruz. Ali orada çalışıyor o zaman. Turizm işi ile uğraşıyor. Seviyorum onu. Benim ilk aşkım.
4 yıl birlikte gezdik, eğlendik. Ama sorunlarımız var. Bir gün İstanbul’dan geri döndüm evime. Küçük kızımı anneme bırakmıştım. İçimde bir sıkıntı, kuşku… Ali’ye bir sürpriz yapmak istiyorum. Eve girdim. Kapıyı açmak istiyorum ama zorlanıyorum. Baktım kapıda Ali. Yüzü bembeyaz. Sonbahar da yüce bir çınar ağacından düşmeye hazırlanan bir yaprak gibi titriyor. “Açsana Ali” dedim. “Açsana kapıyı.” Açmıyor sadece sadece “Hayır yanlış anlama” diyor. Dün gibi kalbim hatırlıyor o anı. Girdim. Baktım yanında çalışan o İngiliz kadın bizim evimizde. Benim yatağımda. Çamaşır deterjanı benim banyomda. İşte yine deli bir kadın oldu Ayla. O ilk deliliği ama. Daha seneler sonra başına gelecekleri bilmiyor. Ağladım, bağırdım. Bana nasıl yapardı bunu… Ne yapmıştım ona… Kadın kaçtı evden. Parmağımdan yüzüğümü çıkardım. Attım. Ali yalvarıyor. Mutfaktan bıçağı aldım elime. Sanki vuracak mıyım? Hayır asla. Ben onu seviyorum. İnsan sevdiğine kıyar mı? Ama Ali kıymıştı bana. İlk uçakla geri döndüm. İstanbul’da günlerce, aylarca ağladım. Geri gelmesini çok isteyerek… En çok da bu bana acı veriyordu! Ne yapıyordum ben? Okumuştum. İyi bir eğitim almıştım. Hiç arkama bakmadan ondan ayrılmam gerekmez miydi? Ne diye bekliyordum? Kimi bekliyordum? Derken Ali aradı beni. “Evimize dön” dedi. Koşarak gittim. Kızımı da alıp… Çok güzel bir sonbahar ve kış mevsimi geçirdik. Bugün geriye baktıkça o günleri hep özlemle anıyorum. Bunca şeye rağmen… Sıkılıyordum orada. İş sıkıntısı var. Ali birgün bana “Sen İstanbul’a git, bir işe girersin. Kendine gelirsin. Burada solan bir güle benziyorsun” dedi. Geldim İstanbul’a. Ev aradım. Buldum. Eşyalarımızı yolladı. Ne kadar da yağmurluydu o gün… Eve eşyaları yerleştirdim. Yalnızım. Annem kızıma bakıyor. O sabah teyzemin eşi görmüş beni. Üzülmüş. Eve gitmiş. “Ayla’ya yardım edin” demiş. Sakın kanmayın bu sözlere. Onu da pek temiz bellemeyin. Taşındık eve. İşe de girdim. Daha iyiyim. Yazın özledik birbirimizi yine gittim o küçük sahil kasabasına kızımla beraber. Eğlendik. İstanbul’a döndük. Bekliyorum o yaz Ali oradaki işi kapatıp İstanbul’a gelecek. Ama iş bitmiyor. Bitmiyor. Bu arada başka bir işe girdim. Daha da iyiyim. Mutluyum da. Ali’nin arkadaşı aradı birgün işyerimden. “Ayla dayanamıyorum git Ali’ye biriyle yaşıyor” dedi. İnanamadım. Bu defa Ali’yi özledim deyip gittim kasabamıza. Ne çok severdim orayı o zaman. Evet yerleşmiş bir kadının evine. Annesinde kalmıyor. Yine utandım. Rezil oldum. Ağladım. Tepindim. Delirdim sanırım. Ali diyor ki… “Bizi bir kadın ayırmadı biz zaten seninle anlaşamıyorduk” Ben sağlıklı düşünemiyorum ki… Sadece senin ailen benim aile meselelerini anımsıyorum. Bu mu sebep? Olabilir miydi? Yoksa ben mi delirdim? Herkes duygusalsın der oysa. Ama ben aşık olmuştum. Ondan bir kızım vardı. Bir de dünyaya getiremediğim bir oğlum. Olamazdı. Neden olsundu? Gittim ve dönmemek üzere...
O da beni istemedi. Aşk da gurur yokmuş. Meğer hiç yokmuş. Boşanmadı benden uzun süre. Arıyor geceleri. Ağlıyor. Anlamıyorum. Ben tedavi mi olmalıydım…
ASLI FUNDA ERISKEN |