Boşanmada görülen artışın sebepleri, boşanmanın daha az stresli geçmesi için yapılabilecekler ve boşanma danışmanlığı hakkında genel bilgiler.
Değişen Beklentiler
Ülkemizde boşanma sayısı gün geçtikçe artıyor. Evlilik kurumu son 100 yıl içinde büyük değişimler yaşadı. Bu gelişmede pek çok faktörün rolü oldu. Bir asır önce evlilik daha çok hayatı kolaylaştıran bir kurumdu. Kadınların ve erkeklerin rolleri net olarak belirlenmişti ve herkes kendisinden ne beklendiğini biliyordu. Erkeklerden çalışması ve ailenin geçimini sağlaması; kadınlardan evde kalıp, çocuk doğurması ve ailenin bakımını üstlenmesi bekleniyordu. Evliliğin amacı bir aile yetiştirmek, çocuk yapmak ve bu çocukların ilerde ev işlerinde yardım etmesi, tarlalarda çalışması yada aile işini devralmasını sağlamaktı.
Sanayi devrimi, 2. Dünya savaşı ve teknoloji devrimi ile aile yapısı önemli oranda değişti. Bu dönemlerin bir sonucu olarak insanların daha çok boş zamanı olmaya, yapılması gereken işler azalmaya ve tarlalarda yada evde daha az çocuğa ihtiyaç duyulmaya başlandı. Dolayısıyla aileler çocuk sayısını azaltmaya başladı. 2. Dünya savaşında çalışma hayatına giren kadınlar, savaş bittiğinde eve dönmediler ve iki gelire sahip aileler norm haline gelmeye başladı. Günümüzde artık kadınlar sadece ek gelir getirmekle kalmıyor, aynı zamanda erkeklerle eşit olarak, kariyere, ilgi alanlarına ve aktivitelere sahip oluyorlar.
Günümüzde özellikle batı toplumlarında aile konusunda düşünceler değişti ve "Evde erkeğin sözü geçer" tarzında bir yaklaşımdan, “anne ve baba, aile kurumunda birlikte çalışan eşit bireylerdir” şekline dönüştü. Kadınların ve erkeklerin birbirlerinden ve evlilikten istedikleri değişti. Çiftler artık daha fazla beklentiler içine girmeye başladı. Artan bilgi düzeyi, daha fazla boş vakit, seyahat imkanı ve refah düzeyi içinde artık çiftlerin birbirini tanımaya ve değişik yaşam şekillerini yaşamaya daha çok imkanları ve zamanları olmaya başladı. Başka insanların nasıl yaşadığını gördüler. Kendi iç dünyaları hakkında daha fazla bilgi sahibi oldular. Sürekli yeni bilgi ve değişim yağmuruna tutulan insanların kişilikleri artık daha dinamik bir yapıya sahip olmaya başladı. Oysa geçmişte hayatın zor olduğu zamanlarda ve rollerin cinsiyete göre daha net belirlendiği dönemlerde, insanların kişilikleri sabit kalıyordu. Bu değişimlerden ülkemizde etkilendi ve özellikle büyük şehirlerde yukarda bahsedilen yapılar oturmaya, yeni aile düzeni yerleşmeye, gençler batı tarzını ve düşünce yapısını benimsemeye başladı.
İki insan yıllarca evli kaldığında, taraflardan en az birinin kişiliğinde önemli değişimler yaşanır ve bu durum evliliğe etki eder. İlk başta evlenen kişiler aynı kişiler değildir. Değişen kişilik ile beraber, ilgi alanları, hedefler, değerler değiştiğinde iki insan arasında farklı bir dinamik olmaya başlar. Bazı durumlarda bu dinamik öyle bir hale gelir ki artık evliliğin sürmesi mümkün olmaz. İnsan karakterinde yaşanan bu kaçınılmaz değişimleri, insanların artık daha uzun yaşadığı gerçeği ile bir arada değerlendirirsek, insanların daha uyumlu olabilecekleri ikinci yada üçüncü hayat arkadaşını arama ihtimallerinin artması normaldir.
Artık bir erkeğin aileyi geçindiren bir bir erkek olması yada kadının hamaratlı bir ev-kadını olması tek başına yeterli değildir. İnsanlar daha fazlasını beklemeye başlamıştır. İnsanların evliliklerinden ve birbirlerinden beklentileri farklılaşmıştır; eskiye kıyasla artık insanların ilişkilerinde yakınlık, romantizm, şefkat, sevgi, anlayış, ortak ilgi alanları, konuşabilmek, ortak değerlere sahip olabilmek ve hareketli bir seks yaşamı gibi pek çok talebi bulunmaktadır. Parayı kimin kazandığına bakmaksızın, her iki tarafında ev ve çocuk yetiştirme konularında eşit olarak katılım gösterdiği, eşit haklara sahip oldukları bir ortaklık istemektedirler.
Yaşam süresinin uzaması, refahın artması ve kişisel gelişim için imkanların artması, evlilik ile ilgili beklentilerin ciddi olarak değiştiği gerçeği ile birleştirilince, şu gerçek karşımıza çıkmaktadır: Günümüzde insanların artık evliliklerini yürütebilmek için yeni yaklaşım tarzları ve bakış açıları geliştirmeleri gerekmektedir. Gerek isteksizlikten, gerek kapasitenin olmamasından yada tarafların bu konuya yeterli derecede ilgi duymamasından dolayı bu değişim yaşanamıyorsa boşanmak bir seçenek haline gelmektedir.
Ölüm Oranı
Bir magazin haberinde, bugün 65 olan insanların, özellikle kadınların, 85 yaşına kadar yaşamasının beklenildiği yazılıyordu. Yaşı daha genç olanların 90 lara kadar yaşaması bekleniyor. Gittikçe daha fazla insan 100 yaşına ve üstüne ulaşıyor. Bunun akabinde insanların yaşamlarında birden fazla kariyerlerinin olması normal olmaya başladı. Nihayetinde 65 yaşında bir gencin yeni bir kariyere başlamak için hala önünde en az 20 senesi yada fazlası var. Çağdaş gençler artık hayatları boyunca yürütecekleri tek bir kariyer düşünmüyorlar; daha çok “İlk” kariyelerini düşünürken “ikinci” yada “üçüncü” kariyerlerinin olacağını hesaplıyorlar.
Bu gençler evlilik kavramına da aynı şekilde yaklaşıyorlar. Pek çoğu evliliğin ölene kadar olacağı düşüncesinin artık gerçek olmadığının farkında. 20’lerinde evlenen ve bugün 40’larında olan insanlar hayat boyu tek bir insan ile birlikte olmanın pek gerçekçi olmadığını görmeye başladılar. Artık günümüzde iki insanın benzer ortamlarda ve benzer yönde büyüyüp gelişmesi oldukça düşük bir ihtimal. İnsanların 20’li yaşlarındayken hissettikleri duygular, sahip olduğu değerler, beklentiler, ihtiyaçlar ve ilgi alanları 40’lı yaşlara geldiğinde değişecektir. Ve 40’lı yaşlarda hissedilenler 60’lı yaşlarda farklılaşacaktır. Öncelikler ve hedefler değişecektir. İnsanlar değişecektir.
Fakat tüm engellere rağmen insanlar evliliklerini yıllarca en azından kabul edilebilir seviyede tutabilmektedir. Bazı çiftler birlikte bazıları ayrı olarak büyümektedir, fakat bir arada kalmayı tercih edecek kadar birbirlerinden tatmin olmaktadır.
Anlaşmak ve Uzlaşmak
Çağdaş evlilikler geçmiş jenerasyonlara kıyasla daha farklı modellere dayanmak zorundadır. 1950’lerden beri evlilikler bir değişim geçirmeye devam etmektedir. Bir önceki jenerasyonlarda kadın kendi ihtiyaçlarını bir tarafa koyması ve erkeğin ihtiyaçlarını öncelikli olarak karşılaması için yetiştirildi. Bu evlilik modeli kadını erkeğin altında bir seviyeye indirirken erkeği kadının üstünde bir seviyeye çıkarttı. Güç erkeğin tarafında yer aldı.
Oysa günümüzde gittikçe evlilik içinde eşit olunması gerektiğine inanan insanların evliliğinde bir tarafın sürekli diğer tarafı idare etmesi, alttan alması ve kendi ihtiyaçlarından önce karşısındakinin ihtiyaçlarını ön planda tutması er geç ilişkide çatışmalara ve kırgınlıklara yol açacaktır. Bu tür evliliklerde anlaşma ve uzlaşma yolunu seçmek ve herkes için tatmin edici, adil bir çözüm aramak, ilişkide herkesin eşit olmasını sağlamanın tek yoludur. Uzlaşmada tarafların ikiside istediğine tam olarak ulaşamaz, fakat bu durumda ilişkiyi korumak daha önemli olur. İlişkide kimin haklı olduğu daha önemli olmaya başladığında ise evlilik tehlikeli bir yolda ilerliyor demektir.
Çağdaş evliliklerin bir önemli özelliği çiftlerin anlaşmayı ve uzlaşmayı öğrenmesidir. Günümüzde başarılı evliliklerin sırrı "Baba herşeyi bilir" kavramından daha çok insanların anlaşma ve uzlaşma becerilerini geliştirmiş ve uyguluyor olmasında yatar. Dolayısıyla anlaşma ve uzlaşma becerilerini öğrenip geliştirebilen çiftler daha az anlaşmazlık yaşayacak ve ilişkilerinden daha fazla tatmin olacaklardır.
Her iki tarafta kazanmaya yoğunlaştığında, kendi haklılığını ıspat etmek ve kabul ettirmek istediğinde, uzlaşmak istemediğinde ve iletişim konusunda becerileri yeterince gelişmemiş olduğunda, yaşayacakları sorunlar büyük bir ihtimalle boşanmaya yol açacaktır.
Boşanma: Başarısızlık mı yoksa değişim mi?
Pek çok insan yanlış bir düşünce yapısı içinde, boşanmanın kendi başarısızlıkları olduğuna inanırlar. Evliliğin başarısız olduğunu değil, kendilerinin birey olarak başarısız olduklarına ve dolayısıyla kendilerinin kusurlu olduğuna inanırlar. Öyle ki adeta kişi evlendiğinde bu ilişkinin sonsuza kadar sürmesi gerektiğine ve bunun kaderleri olduğuna inanır gibidirler. Bu nedenle evlilik sona erdiğinde bu bitişin doğal bir sonuç olduğuna inanmak zor gelir ve mutlaka bitmesine yol açacak bir hata yapmış olmaları gerektiğini düşünürler.
Yazının başında yapılan analizde görüldüğü gibi boşanma kararına etki eden pek çok neden vardır. Burda boşanmayı hafife aldığım düşünülmesin, ama her başlangıç gibi bitişlerde hayatın bir parçasıdır. Herşeyin bir yaşam süresi vardır. İnsanlar sınırları ve hataları olan canlılardır. Ek olarak eksikleri olan, sürekli değişen ve gelişen bir dünyada yaşamaktayız. Dolayısıyla değişim hayatta değişmeyen tek kavramdır. Aynı şekilde evliliklerde sürekli değişir ve eksikleri vardır. Bazen iki insan aynı yöne doğru birlikte büyür, değişir ve gelişir, bazen ise gelişemez. Bazen beklentilerimiz değişir, bazen sabit kalır. Bazen beklentilerimiz birlikte olduğumuz insanın beklentileri ile aynıdır bazen değil. Ne kadar uzun yaşarsak o kadar farklı yönlere doğru değişim ihtimali artar. "Ölüm bizi ayırana kadar" kavramı daha çok yaşam süresi 100 yerine 50 olduğunda geçerlidir.
Öfke
Boşanan çiftler genelde saldırgan ve agresif bir tavırla boşanırlar. Ne üzücüdür ki bir zamanlar aşık olduklarını unuturlar. Oysa boşanma en stresli yaşam tecrübesi sıralamasında sevilen birinin ölümünü yaşamanın hemen ardından ikinci sırada yer alır. Stress boşanma sürecinde kaçınılmazdır ama kavga etmek değil.
Boşanma ile birlikte yaşanan hırçınlığa ve saldırganlığa yol açan başka etkenler vardır. Genelde hırçınlık hissedilen acıyı ve kırgınlığı gizlemek için kullanılır. Bu durum mağdur durumda olup olmadığına bakmaksızın her iki taraf içinde geçerlidir. Acı çekmek kaybetmek ile bir arada bulunur. Boşanma sırasında pek çok kayıp yaşanır. Hayallerdeki evliliğin, ilişkinin büyüsünün, arkadaşların, yaşam şeklinin, evin, alışılan kavramların, çocukların, sevginin, kimliğin kaybedilmesi sadece bir kaç tanesi olarak sayılabilir.
İnsan öfkeli olduğunda kayıp duygusunu ve yaşadığı acıyı hissetmek zorunda kalmaz. En azından kısa bir süreliğine bu acı veren duyguları öfke ile kapatabilir. Bazen istediği gibi olmadığı yada beklentilerine cevap vermediği için öfkesini karşısındaki insana yönlendirir. Bazen karşısındaki kişi değişmediği için öfkelenir; "Eğer beni gerçekten sevseydi değişirdi ve boşanmak zorunda kalmazdık" diye düşünür.
Bazen birlikte olduğu kişi tarafından mağdur edildiği için öfkelenir. Yaralı ve kırgın olduğunu hissederek karşı tarafla savaşmak ister. Diğer insanı aynı şekilde kırmak, incitmek ve yaralamak ister.
Bazen kişi daha iyi bir eş olamadığı, daha iyisini bilmediği, yeterince dikkat etmediği yada olması gereken kişi olamadığı için kendine kızar. Bazen bu duyguları kendine değil karşısındakine yönlendirmeyi tercih edebilir. Kendini güçlü hissetmek için evdeki vazonun kimde kalacağı üzerine bitmeyen kavgalar edebilir.
Bazen kişi depresyonda olabilir. Kendini suçlayabilir. Utanç duyabilir. Bu durumda sahip olduğu herşeyi eşine vermeye ve yaşanan acıları azaltmaya çalışabilir.
Boşanma Danışmanlığı
Boşanmanın uzun ve acılı sürmesinin sebeplerinden bir tanesi, yukarda bahsedilen sorunların sürekli olarak yaşanmasıdır. Stresli boşanma sürecine bir alternatif boşanma danışmanlığıdır.
Boşanma danışmanlığı konu üzerinde bilgi sahibi bir psikolog yada psikolojik danışman tarafından gerçekleştirilebilir. Boşanma danışmanı çiftin boşanma ile ilgili duygusal yaklaşımlarını, pratik konulardan ayırmasına yardım edebilir. Örneğin evdeki eşyalar üzerine yaşanan öfke genelde eşya ile ilgili değil, ilişki ile ilgili uzun zamandır devam eden kırgınlığın ifadesidir. Çift öfkenin sebebini netleştirebilir ve çözümleyebilirse uzlaşmalar akılcı bir şekilde yürütülmeye başlanabilir. Boşanma danışmanlığı, çiftin ilişkinin bitişini kabullenmelerine, üzüntülerini yaşamalarına ve gelecek için hazırlanmalarına yardımcı olmaya çalışır. Belki arkadaş olarak değil ama en azından düşman olmadan ilerde iletişim kurabilmelerine ortam yaratmaya çalışır.
Boşanma danışmanlığında hedef eş yardımı, çocukların velayeti, eşyaların paylaştırılması gibi konularda tarafların adil bir karara varabilmesini sağlamaktır. Suçluluk duygusu yüklemeden yada suçlu aramadan, çiftin spesifik bir soruna duygusal olmayan pratik çözümler üretmesini sağlamaya çalışır. Arada çocuklar olduğunda, boşanma danışmanı önceliği çocuklara verir ve anne-babanın çocukları için neyin iyi ve doğru olacağına karar vermeleri, her iki tarafında çocuklar ile iyi ilişkiler içinde bulunmasını sağlamak ve boşandıktan sonra uygulanmak üzere bir ebeveynlik planı hazırlamaları için yardımcı olur.
Eğer boşanma sürecindeyseniz ve psikolojik yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız İlişki Psikoterapileri Enstitüsü'nde verebileceğimiz hizmetler, aile terapisi, ilişki terapisi, bireysel terapi, boşanma öncesi ve sonrası danışmanlığı ve grup terapisi olarak sayılabilir.
Çiğdem Alper, MA Psikoterapist
İlişki Psikoterapileri Enstitüsü Valikonağı cad. Saroğlu apt. no:83 D:8 Kat:2 Nişantaşı - İstanbul 0212 233 70 73 0531 576 6756
Geridönüş(0)
 |